Türkiye'nin ilk cittaslow şehri Seferihisar, yerel halkın kalkınmasını destekleme ve çevreyi koruma alanındaki projeleriyle kendinden söz ettiren sakin bir ilçe. Melis Alphan'ın "Bize böyle belediyeler lazım" yazısını okuduğumda zaten gezi planımda olan ilçeyi daha bir merak ettim ve yolumuzun oradan geçtiği bir Pazar günü Seferihisar'a gittik...
İlk durağımız Seferihisar merkezdi. Parkın yanındaki otoparka arabımızı park ettik ve çevreye bakınmaya koyulduk. Seferihisar merkezdeki görüntü gezmiş olduğum Taraklı ve Akyaka gibi diğer cittaslow şehirlerden çok farklıydı. Diğerlerinde hep kendine özgü güzel bir mimari varken burası bildiğimiz beton binalı, apartmanlı görüntüdeydi.
Ancak cittaslow Türkiye'nin internet sitesinde okuduğum kadarıyla diğer cittaslow şehirlerden farklı olarak Seferihisar çok geniş bir alana yayılmıştı. Sığacık, Ürkmez, Doğanbey gibi görmeye değer mahalle ve köyleriyle, Teos antik kentiyle, köy ve üretici pazarları, kadın emeği evleri ve yöresel lezzetlerin tanıtıldığı sefertası lokantasıyla bir bütündü. (Ayrıntılı bilgi için: cittaslow Seferihisar sayfası)
Tabii tüm bu yerleri kısıtlı bir zamanda gezmek mümkün olamayacağından biz bunlar arasından en ünlü olanı Sığacık'a gitmeye karar verdik. Hem günlerden de Pazar'dı, Sığacık Kalesi içinde kurulan ve sadece Seferihisar içinde üretilen ürünlerin kendi üreticileri tarafından satıldığı Sığacık pazarını da görme fırsatımız olabilirdi.
Seferihisar'ın ünlü mandalina bahçelerinin yanından geçip 4-5 km'lik bir yol sonrası Sığacık'a ulaştık. Sığacık'ı görünce işte cittaslowda alışık olduğumuz kendine özgü güzel mimari bu dedik.
Sığacık, deniz kenarında kurulu, limanı, kalesi, çay bahçeleri, geniş parkları, balık lokantaları ile çok şirin bir yer. Hafta sonu büyük şehrin kargaşasından bunalmış nice İzmir'linin nefes almak için geldikleri uğrak yeri.
Sahil kısmında Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos seferi öncesi yaptırdığı Sığacık kalesi var. Günümüzde yerleşim yeri olarak kullanılan nadir kale içlerinden olan Sığacık kalesinde Pazar günleri bir festival havasında olan Sığacık Üretici Pazarı kuruluyor.
Sığacık'a ulaştığımızda sahil etrafındaki sokaklarda güç bela arabamızı park edecek bir yer bulabildik. Sığacık pazarının İzmirliler arasında popüler olduğunu okumuştum ama bu kadar çok insanın bir Pazar günü buraya gelmiş olmasını beklemiyordum. Arabamızı park ettik, kale içindeki pazara doğru yöneldik.
Gerçekten de pazar, daha önce görmüş olduğum tüm köy pazarlarından çok farklıydı. Halden pazara hiç bir şekilde ürün sokulmaması, tüm ürünlerin kendi üreticileri tarafından satılmasının yanı sıra birçok tezgahı da Seferihisar'ın marifetli hanımlarının yapmış olduğu tepsi tepsi baklavalar, börekler, tencere dolusu dolmalar, keşkekler süslüyordu. Ege otları, enginarlar, türlü türlü yerel ürünler ile dolu bu pazara bayıldık. (Sığacık Pazarı yazısı için tıklayın.)
Pazarın sahil kapısına doğru ilerlerken oğlumun gözü kale üstüne çıkmış insanlara ilişti. Hadi biz de kaleye çıkalım diye tutturdu. Kalenin kubbeli bölümüne girdik, keman çalan bir sanatçının güzel ezgileri ile yandaki kapılardan kale üstüne tırmandık.
Kale üstünden limana, pazara, Sığacık'ın güzel sahiline doğru bakındık...
Kaleden çıkıp sahil boyunca yürüdük. Sıra sıra çay bahçelerine insanlar oturmuş deniz kıyısının ve güzel havanın tadını çıkartıyordu.
Çay bahçelerinin önünde güneş panelli sokak lambalarının süslediği geniş yeşillikler ve çocuk parkları vardı. Oğlum parklarda doyasıya oynadı, geniş alanlarda koşuşturdu.
Parkların yanında bir de balık mezatı gördük. Tabii vakit sabahı çoktan geçtiğinden mezatta satılan hemen hiç bir balık kalmamıştı. Birkaç tekir ve midye kalmıştı sadece tezgahta numunelik...
Mezat arkasındaki balık lokantalarının bulunduğu alanda bir de salyangoz heykeli bulduk. Cittaslowun simgesi olan salyangoza, cittaslow başkentinde çıkıp bir güzel poz verdik...
Güzel bir Sığacık gezisi sonrası bir de buralara gelmişken yine cittaslow projeleri kapsamında yeniden kazıları başlatılan Teos antik kentine gitmek istedik. Arabaya atlayıp önce güzel koylar kenarından, sonra ormanlık bir araziden, en son da asırlık zeytin ağaçları ile dolu zeytinliklerden geçip 2-3 km ilerideki Teos antik kentini bulduk.
12 İon kentinden ve dönemin en büyük liman kentlerinden biri olan Teos'un geniş zeytinlikler arasındaki güzel konumunu görünce eskiler ne güzel yerlerde yaşıyormuş diye düşündüm. Tabii antik kentte kazılar uzun bir aradan sonra tekrardan yeni yeni başlatıldığından yer altındaki eserler yer üstünden daha fazla. Dionysos tapınağı, agora, antik tiyatro gibi eserler gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor...
Güzel işler yapılan Seferihisar'da, açık havada güzel bir gün geçirdik. Bir başka sefer gelip görülmeye değer diğer güzel yerlerini de görmek gerek diye düşündük. Bir taraftan da yerel halkın kalkınması için yapılmış olan onca güzel projeyi takdir ettik. Büyük sermaye kuruluşlarından önce yerel halkı düşünen anlayışı çok beğendik, nice yerlere örnek olmasını umut ettik...
Gezi Tarihi: Şubat 2014