Günümüzün en popüler turistik destinasyonlardan Alaçatı, projeleri ile kendinden sıkça söz ettiren citta slow Seferihisar, güzel sayfiye kasabası Urla. Biz bu yerleri yazın kargaşasında değil de daha sakin zamanında görmek istedik. Her birinin güzelliğini güneşli bir kış gününde doyasıya yaşamak istedik...

Hava durumuna bakıp Çeşme civarındaki havanın güzel, bol güneşli olduğunu gördüğümüz bir haftasonu İstanbul'dan yola çıktık. İstanbul'da ve yol boyunca geçtiğimiz yerlerde yağmur ve kapalı bir hava vardı ancak Çeşme yarım adasına geçer geçmez yağmur ve bulutlar yerini masmavi bir gökyüzüne bıraktı. Ilık geçen bu kışın da etkisiyle yol boyunca ağaçlar, gelincikler, papatyalar açmıştı çoktan...

İlk durak: Alaçatı

Önceden rezerve ettirdiğimiz Asma Han otele eşyalarımız bıraktık ve hemen kendimizi Alaçatı'nın sokaklarına attık.

Hafta sonu olması, havanın güneşli olması ve Cumartesi günleri kurulan ünlü Alaçatı pazarının da etkisiyle sokaklar bomboş değildi. Kimisi bir cafeye oturmuş Alaçatı'nın sakinliğinin tadını çıkarıyor, kimisi pazar alışverişini yapmış geliyordu. Yanından geçtiğimiz pek çok insandan kulağımıza ise hep aynı cümle çalınıyordu: Alaçatı'nın tadını kışın çıkartmak gerek, yazın insan kalabalığından bu sokaklarda yürümek mümkün olmuyor...

Biz de öyle yaptık, Alaçatı'nın güzel taş sokaklarında, cumbalı evleri arasında dolaştık.

Alaçatı Pazarında gezindik, Ege otları çeşitliğine hayran kaldık.

Tadına doyamadığımız Ege mutfağının sevketibostanlı oğlaklarını, taze enginarlarını, cebes, turpotu, radika gibi otlarını Alaçatı'da Avrasya Ev Yemekleri'nde bol bol yedik, hepsine bayıldık.
şevketibostanlı oğlak, Avrasya ev yemekleri, Alaçatı radika, turpotu, cebes ve şevketibostan, Avrasya Ev Yemekleri Alaçatı
Akşam olunca yazın yer bulmanın çok zor olduğu Alaçatı'da Kaptan'ın Yeri'ne oturduk. Lokum gibi kalamarların, balıkların, güzel sofranın tadını çıkardık.

İkinci durak: Seferihisar

Son zamanlarda doğa dostu projeleri ile, yerel üretimi desteklediği güzel pazarlarıyla kendinden sıkça söz ettiren citta slow yerler listesinde de yer alan Seferihisar'ı uzun süredir görmek istiyordum. Hazır bugün günlerden de Pazar, İzmir halkının aktığı ünlü pazarını görelim dedik.

Önce Seferihisar şehir merkezine gittik. Etrafa biraz bakındık. Ancak buradaki yerel üreticilerin satış yaptığı pazarın Salı günleri kurulduğunu, Pazar günkünün deniz kıyısındaki Sığacık'ta olduğunu öğrendik.

Sığacık Pazarı

Mandalina bahçeleri arasından geçip kısa bir yolculuk sonrası güzel Sığacık'a geçtik. Gerçekten de tüm İzmirli pazara gelmiş olacak ki güç bela arabamızı park edecek yer bulabildik ve Sığacık kalesi içindeki ünlü pazara yöneldik.

Sığacık Pazarı'nı görünce şaşkınlığım ve yapılmış olan güzel çalışmaya hayranlığım birbirine karıştı. Bildiğiniz yerel pazarları unutun, Sığacık pazarı bunlardan çok farklı panayır havasında, Avrupa'daki bilimum festivaller görünümündeydi.

Ev hanımları tepsi tepsi baklavaları, börekleri, tencere dolusu sarmaları hazırlamış. El emeği göz nuru eserleriyle tezgahlarını donatmış. Aklınıza gelen her türlü Ege otu, doğal ürün yerel halk tarafından toplanmış. A'dan Z'ye her şeyi ile çok beğendiğim bir ortam oluşmuş...
Pazarı dışında Sığacık da güzel vakit geçirilecek şirin bir yer. Güzel parklarında oynadık, kalesinin üstüne çıkıp manzaranın tadını çıkardık.

Sığacık'ın biraz ilerisindeki Teos antik kentini de görmek istedik. Ormanlık alanlardan, eski zeytin ağaçlarla dolu geniş zeytinliklerden geçtik Teos antik kentini bulduk.

Üçüncü durak: Urla limanı

Güzel limanda sıra sıra cafeler, restoranlar arasında dolaştık. Güzel havada deniz manzarasının tadını çıkardık.
Urla limanda çok fazla oyalanmayıp gün batımından önce ulaşmak üzere yemek de yiyeceğimiz Urla'nın Özbek Köyü'ndeki limana doğru yöneldik.

Özbek Köyü, Urla

Gün boyu gezdiğimiz tüm yerlerde sertçene bir poyraz esmesine rağmen batıya bakan Özbek Köyü sahilinde yaprak kıpırdamıyordu. Bu güzel, huzurlu ortamdaki sahilde dolaştık, gün batımına karşı denize bol bol taş attık.

Güneşi batırdıktan sonra Özbek köyü limanınında Akın'ın Yeri balık restoranına geçtik. Tabii günlerden Pazar bir de artık akşam üstü olunca çok kalabalık olan restorandaki balıkların çoğu bitmişti. Yine de sonuna yetiştik; çilek barbunlu, bebek kalamarlı, istridyeli bol çeşitli bir sofra donattık...

Çeşme plajları

Son günümüzde Çeşme denizlerinin tadını çıkarmak istedik. Önce Alaçatı plajına gittik. Yaz günlerinin en popüler yerlerinde olan sörf okulları çevresi, plaj çevresi bomboştu. Alaçatı'nın ünlü rüzgarı bile ancak hafif hafif esiyor, denizdeki minik dalgalar da rüzgara eşlik ediyordu.

Ilıca, Çeşme

Atladık arabaya Ilıca plajına geçtik. Güneşli bir Şubat gününde o nasıl muazzam bir manzaraydı. Adeta bir göl görünümünde dalgasız, üstten bakınca balıkların görülebildiği turkuaz bir deniz, pudra inceliğinde kumlarla bezenmiş upuzun bir plaj. Yaz günlerindeki kalabalığından olsa gerek Ilıca plajı Türkiye'deki en iyi plajlar listelerinde yer almıyor ama bu manzaradaki bir yer benim gözümde Ilıca plajı Türkiye'nin en iyi plajları listesinin en başına oturacak nitelikte.

Tabii, bir kış günü olduğundan sahilin tadını tek tük insan ve köpekleri çıkarıyorlardı. Sahil boyunca yürüyenler, tek tük denize girenler, kumların üzerinde güneşlenenler vardı. Bizim resim çektiğimizi gören oğlum heveslendi, ben de resim çekeceğim diye. Onu gören güzel bir köpek de denize atladı, turkuaz sularda bir güzel poz verdi :)...
Çıtır pideleri ile ünlü Ilıca'daki Dost pidede pidelerimizi yedik, Alaçatı'nın güzel sokaklarındaki İmren'de oturup sakız tatlılarının tadına baktık. Üç günlük, bol bol Ege havalı harika bir tatil geçirdik. Sakin sokakların, güzel denizlerin tadını doyasıya çıkardık...



Gezi Tarihi: Şubat 2014