Sakarya'nın ve Bolu'nun güzel beldelerini ve göllerini keşfe çıktığımız bir sonbahar günü yolumuz Taraklı'dan da geçti. Son zamanlarda bir televizyon reklamı sonrası daha çok Mümkünlü Köyü olarak tanınan şirin belde korunmuş Osmanlı mimarisiyle, adeta zamanın durduğunu hissettiğiniz sakinliği ile güzel bir Anadolu kasabası...

Taraklı nerede, nasıl gidilir?

Sakarya'nın bir ilçesi olan Taraklıya ulaşmak için İstanbul'dan sabah erkenden yola çıktık. Sapanca'dan sonra otobandan çıktık ve Antalya yoluna saptık. Daha bu yolda ilerlerken ne kadar güzel bir doğanın ortasından gittiğimizi fark ettik. Yüksek yüksek kayalar ve kayaların aralarından açılmış yollar... Geyve'ye kadar ilerledik. Geyve'den sonra gayet düzgün yollardan devam edip Taraklı'ya ulaştık.

Dağların arasında kurulu Taraklı'yı daha uzaktan gördüğümüzde yer yer eski kerpiç evleri, yer yer restore edilmiş konakları ile güzel bir manzara karşıladı bizi. O manzaraya bakıldığında burada alışagelmiş olduğumuz koşuşturmadan, telaştan eser olmadığı, her şeyin daha bir sakin olduğu anlaşılabiliyordu.

Taraklı bir Citta Slow şehri; Citta Slow nedir?

Taraklı girişinde Citta Slow (Sakin Şehir) Taraklı'ya hoşgeldiniz tabelası gözümüze ilişti. Kendi özelliklerini ve yapılarını koruyan, yerel ürünlerine, mutfaklarına ve sanatlarına sahip çıkan, nüfusu 50,000'den küçük beldelere verilen Citta Slow ünvanı uluslararası bir organizasyon ve Türkiye'de Taraklı dışında Seferihisar, Akyaka, Gökçeada ve Yenipazar gibi beldeler de bu ünvanı kazanmış. Sakinliğine ve dinginliğine bayıldığımız Akyaka'nın bizde yeri başkadır, bakalım Taraklı da benzer duygular uyandırabilecek mi düşünceleri ile beldeye doğru ilerledik.

Taraklı gezimiz

Arabamızı bir konağın yanına park ettik ve başladık zaten minnacık olan Taraklı merkezini keşfetmeye. Önce merkezdeki parkın yanından geçip restore edilmiş konaklar arasında dolaştık.

Taraklı'da nerede kalınır?

Hemen parkın yanındaki Kadirler Konağı butik oteli sakin bir yerde kafa dinlemeli bir iki günlük tatil yapmak isteyenler için iyi bir seçenek gibi gözüküyordu.
Yöresel ürünler satan satıcıların arasından geçip en tepedeki Türk bayrağının yanına kadar ilerledik. Sakin Taraklı'ya bir de bu noktadan bir göz attık.
Arka sokaklara doğru yöneldik. Kimi evinin önünü süpüren bir teyze ile karşılaştık, kimi sonbaharın tüm güzelliğini bize sergileyen Taraklı düzlüklerine doğru seyre daldık.
Taraklı'da dolaşırken evinin önünü süpüren yerliler, Taraklı
Taraklı'dan sonbahar manzarası

Taraklı çarşısı, Taraklı'dan ne alınır?

Döndük yine merkezdeki çarşıya. Tezgahlar arasında dolaştık. Popüler bu tarz turistik yerlere göre fiyatlar gayet mütevaziydi. Yöresel ürünlerden hediyelikler, en tazesinden meyve sebze almanın tam yeriydi.
Taraklı'ya kadar gelmişiz şöyle bir tahta tarak almadan olur mu? Günümüzde artık tarak ustaları kalmamış, satılan taraklar da Amasra'dan geliyormuş ama olsun biz hatıra tarağımızı alıp saçımızı şöyle bir taradık.
Meyve sebze satan köylülerden yılın son domateslerinden, üzümlerinden hatta tarım kooperatifinde yetiştirilen son çileklerden aldık. Yol boyunca sarı sarı ağaçları süslediğini gördüğümüz altın sarısı ayvalardan almayı da ihmal etmedik.

Taraklı'ya has bir ürün: Uhut

Taraklı'nın çimlenmiş buğdaydan yapılan besin deposu ünlü "uhut"unu da tattık. Tahinli pekmez kıvamındaki tatlı karışım hiç şeker katılmadan tamamen doğal çimlenmiş buğdaydan yapılıyormuş.
Bir de çocuk parkı bulduk, hem aldığımız bir sürü şeyden tattık hem de parkta oynadık, eğlendik.
Ara sokaklara doğru dalıp restore edilmemiş ama yine de tarihi hissettiren güzel evler arasında dolaştık.
Dolaşırken bir an durdum şöyle bir etrafı dinledim, kulağı rahatsız eden en ufak bir gürültü yoktu. Sadece sükunet ve huzur vardı. Ne günlük telaşlar, stresler ne de betonlaşmanın çirkinliği. Hepsinden arınmıştı Taraklı, geriye sadece doğanın, mimarinin, sakin sokakların ve sıcak Anadolu insanının güzelliğini yaşayacağınız bir ortam kalmıştı...
Gezi Tarihi: Ekim 2013