Bolu, dağları, ormanları ve gölleri bakımından bir cennet aslında. Yeşilin her tonuna bakıp huzur bulup güzel göllerinde seyrine doyulamayan manzaraları seyredip bu doğal güzellikleri tekrar tekrar yaşamak için hafızalara kazımaya çalıştığımız bir yer. Ama nedense Bolu ve bu güzellikleri ziyaret etmek hep sonbaharda geliyor bizim aklımıza. Yeşillerin arasına karışmış kırmızı ve sarı yapraklı ağaçların oluşturduğu manzara daha bir davetkar geliyor bize.
Bu yıl Kurban Bayramında Bolu'ya gitmeye karar verdik. Ama daha önceki bayramda yollarda boğuştuğumuz kalabalıklardan ders alarak trafiğe pek rastlamamak için Bayram tatilinin ortasında bir seyahat planladık.
Daha önce aynı geziyi ben oğluma yedi aylık hamileyken yapmıştık. Bu sefer de oğlumla el ele aynı yerleri dolaşmak istedik.
Sabah erkenden çıkıp kahvaltı için otoban üzerindeki Berceste'de mola verdik. Bayramda kalabalık olur mu acaba diye düşünmüştük ama o kadar kalabalık olabileceğine hiç ihtimal vermemiştik. O saatten sonra başka yere gitmek de olmadı mecburen geçtik içeriye. Açık büfe önünde insanlar tıklım tıklımdı. İçerisi havasızlıktan iyice boğucuydu, güç bela dışarıda yer bulabildik. Yöresel peynirleri, sahanda yumurtası ve çayı iyidi, gerisi göz boyama... Tabii oğlum parkına ve kaydıraklarına bayıldı o başka...
Kahvaltı sonrası ilk gün gitmeyi planladığımız Yedigöller'e doğru yola koyulduk. Yedigöller dağların arasına gizlenmiş harika bir yer ama yerin güzelliği kadar oraya ulaşmak için kat edilmesi gereken kötü yolları ile de meşhur. Biz giderken Düzce Yığılca üzerinden gittik. Yedigöller'de güzel bir gün geçirip Bolu yolu üzerinden Bolu şehir merkezine otelimize ulaştık. (Yedigöller yazısı için tıklayın.)
Bayram zamanı Bolu'daki oteller bir başka bahis konusu aslında. Bir geceliğine kişi başı neredeyse asgari ücret talep ediyorlar. Bir gece de kalsanız üç gece de kalsanız hemen hemen aynı fiyat. Biz tek bir gece konaklama düşündüğümüzden booking.com'da iyi bir puanı olduğunu görüp rezerve ettiğimiz Remay Otel'de kalmaya karar verdik. Bolu şehir merkezinde güzel bir otel. Tertemiz ve sıcacık bir aile işletmesiydi. Bizim gibi dağ tepe gezip oteli sadece konklama için kullanacaklar için güzel ve mantıklı bir seçenekti. İşletmecileri kahvaltıda sundukları domateslerin daha iyi olması için yöresel pazardan köylülerden alacak kadar önemsiyorlardı yaptıkları işi. Bu mevsimde kıpkırmızı ve lezzetli domatesler vardı kahvaltıda...
Ertesi gün İstanbul'lular tarafından pek de bilinmeyen Bolu merkeze sadece oniki km uzaklığındaki Gölcük Gölü'ne gittik. Sabahın erken saatlerinde bir dağın neredeyse tepesine kurulmuş olan göl etrafı oldukça rüzgarlı ve serindi. Ama o güzel manzara biraz üşümeye değerdi. Kartpostallık görüntüsünü izleye izleye göl etrafında turladık. (Gölcük yazısı için tıklayın.)
Artık bizler de yaşlanıyoruz sanırım. Eskiden olsa bu seyahatimize iki üç göl ve bir iki dağ daha sıkıştırıldık herhalde. Ama bu seyahatimizde biraz daha tempoyu yavaşlatıp ortamın daha bir tadını çıkarmak istedik. Doya doya Ekim sonundaki güzel havanın, dağ başlarındaki tertemiz havanın ve güzel göllerin keyfine vardık...

Gezi Tarihi: Ekim 2012