Birkaç bayramdır biz pek uzaklara gitmiyoruz. Biraz boşalmış İstanbul'un tadını çıkartıyor, İstanbul'a yakın yerlere günübirlik gidip bol bol geziyoruz. Bu bayram da yine öyle yaptık, büyükleri ziyaret edip harçlıkları topladıktan sonra Turkuazoo, Jurassic Land, Rahmi Koç Müzesi, Riva bol bol gezdik, eğlendik...
Bayramın ilk günü hava biraz kapalıydı. Olsun dedik, biz de kapalı yerleri gezeriz ve rotamızı Forum İstanbul AVM'ye doğru yönelttik. Amacımız Forum İstanbul'da yer alan tema parklardan Turkuazoo akvaryumu ve Jurassic Park'ı gezmekti.
İlk önce akvaryuma doğru yöneldik. Loş bir ışığın hakim olduğu ortamda minik bebişim bir güzel uyudu biz de rahat rahat akvaryumu gezdik.
Tatlı su balıkları, ilginç ilginç balıklar, nesli tehlike altında olanlar, su kaplumbağaları, deniz yıldızları, deniz anaları bir sürü farklı farklı deniz canlısı gördük.
Hiç şüphesiz TurkuaZoo'nun en ilginç yanı balıkların yanınızda yüzüyormuş hissi yaratan su altı tüneli.
Oldukça uzun olan tünelden ilerlerken yanımızdan sivri dişli köpek balıkları, kocaman vatoz balıkları ve güzel bir renk cümbüşü yaratan yüzlerce balık geldi geçti. Köpek balığına el uzatmak, vatozun gülümseyen surat şeklindeki alt yüzünü görmek oldukça ilginçti...
köpekbalığı ile baş başa, Turkuazoo akvaryumu Forum İstanbul AVM
gülümseyen yüzlü vatoz balıklarının altında tünelde yürürken, Turkuazoo oğlum biriktirdiği bayram harçlıkları ile kalıp balık Nemo küpü alırken, Turkuazoo
Akvaryumda keyifli vakit geçirip oğlum biriktirdiği harçlıkları ile hatıra eşyasını da aldıktan sonra sıra geldi bir sonraki temalı parka: Jurassic Land. Alışveriş merkezinin en üst katına gittik ve yapay bir mağaradan geçip dinozorlar alemine geçtik.
Yapay dinozor yumurtaları ve dinozor iskeletlerinin bulunduğu müze alanını dolaştık. Görevlilerin, miniklerin birer araştırmacı olup dinozor yumurtası arayabildiklerini söylemeleri üzerine oğluşum küreği eline aldı, kumun içine saklı dinozor yumurtalarını tek tek buldu.
Bir rehber eşliğinde 4D sinamasında hayali bir helekoptere binip dinozorların bulunduğu bir adadaki bilim merkezine gittik. Daha sonra özel tasarlanmış bilim merkezindeki odaları rehberle birlikte tek tek gezip dinozorların yumurtadan kocaman birer dinozor olma sürecini gördük...
Rehberli turuyla, müzesi ile, koca koca dinozor maketlerinin bulunduğu eğlence alanı ile keyifli bir yerdi Jurassic Park. Burada da harçlıklarımızla hatıra dinozorlarımızı alıp eğlence dolu bir gün sonrası evimize döndük.
Ertesi gün hava açmıştı. Bizim de planımızda güzel havada daha bir güzel olan Haliç kıyısındaki Rahmi Koç müzesine gitmek vardı. Erkenden toparlanıp, yanımıza bebişle ilgilenecek anneanneyi ve müzede bulunan mekanik aletlere meraklı dedemizi de aldık. Bebişle anneanneyi müze kıyısındaki Fenerbahçe vapurunun cafesine oturttuk, bizler de müzeyi uzun uzun gezdik.
Rahmi Koç müzesinin yediden yetmişe herkesin keyif alacağı, özellikle çocukların da çok eğleneceği bir yer olduğunu biliyordum ama açıkçası bu kadarını da beklemiyordum. Biz ailecek müzeye hayran kaldık. Bir önceki eğlence parkları denizse, bu adeta uçsuz bucaksız bir okyanustu. Değil bir günde gezmek, tam anlamıyla gezmek için belki on gün gerekliydi. Üstelik tüm müze hiçbir kar amacı gütmeyen gayet makul fiyatlara gezilebiliyordu. Cafeleri bile gayet uygundu. Hatta bahçede bulunan atlı karınca için bile ayrı ücret istenmiyordu. Müzeyi gördükten sonra iyi ki böylesine güzel şeyleri oluşturmak için para harcayan insanlar var dedim, Koç ailesine müteşekkir oldum.
Müzede eski arabaları uzun uzun inceledik, trenler, uçaklar, tramvaylar arasında dolaştık, değişik motorların ve beyaz eşya aletlerin nasıl çalıştığını gösteren bölümlerde oğluşum bol bol demo düğmelerine bastı ve çok eğlendi. Planetaryuma gittik ve ayda koloni kurmuş bir ailenin gözünden dünya ile ilgili bir film izledik. Planetaryumun küresine yansıtılan filmi izlerken oğlum eğilip bana "anne ne kadar eğlenceli değil mi, çok eğleniyorum" dedi. Bir anne baba daha ne isteyebilir ki...
Giriş katının üstündeki matematik katına bayıldık. Daha önce Gaziantep Bilim Merkezi'nde bir benzerini gördüğümüz deney düzenekleri ve bilimsel eğlenceli oyunlar burada da tasarlanmıştı. Mimar Sinan'ın köprülerinden tasarladık, sihirli aynalara hayran kaldık, dev sabun baloncuğunun içine girdik ve daha birçokları. Oğluşumu matematik katından zor ayırdık...
Denizaltı, uçak, tekne, vapurda bebişi doyurma molaları, bahçedeki atlıkarıncaya binme derken tüm günümüzü Rahmi Koç Müzesi'nde geçirdik. Tabii bir gün yetmedi, tez zamanda tekrar buraya gelmeli dedik...
Bayramın son günü hava iyice açtı. Açık havada bir şeyler yapalım, güneşin tadını çıkartalım istedik. Bu sefer istikamet Riva olsun dedik. Yine erkenden hazırlanıp kahvaltı yapmak üzere Riva'ya yöneldik.
İstanbul'a yakın yerleri dolaşırken uzaktır diye Riva'yı hep es geçmiştim. Oysa ki yapılan yollarla adeta bir otobandan gidiyormuş gibi Kavacık'tan yirmi dakikada Riva'da olunabiliyormuş. Ulaşımının bu kadar kolay olduğunu gördüğümüzde sık sık buralara gelmeli diye düşündük.
İstanbul boğazı sonrası Anadolu yakasındaki ilk Karadeniz yerleşimi olan Riva yazın hengamesini atlatmış gayet sakindi. İncecik kumlu sahilinde, denize dökülen Riva deresi kıyısında tek tük insanlar dolaşıyordu.
Nerede kahvaltı etsek diye bakındık, tam da Riva deresinin Karadeniz'e döküldüğü yerde yer alan İskelem Balık restorana oturduk. Yanda nehir, karşıda Karadeniz, tek tük geçen balıkçı tekneleri, sıcacık ısıtan sonbahar güneşi ile gayet keyifli bir kahvaltı ettik.
Kahvaltı sonrası Riva'da biraz dolaştık, Riva kalesine çıktık Karadeniz ve Riva deresine yukarıdan göz attık.
Kumsala gittik, sandalyelerimize oturduk. O huzur dolu, dingin ve sakin ortam öylesine güzeldi ki saatlerce yerimizden kıpırdayamadık, uzun uzun keyfine vardık. Kucağımda bebeğim, yanımda oğlum ve sevdiceğim... Bir insan daha ne istesin...
Eğlence merkezleri ile, müzeleri ile, açık hava gezmeleri ile çok keyifli bir Bayram tatili geçirdik. Ailecek İstanbul'un tadını doya doya çıkardık...

Gezi Tarihi: Ekim 2014