Püfür püfür rüzgarın estiği sıcak bir yaz gününde bir haftasonu hadi adaya gidelim dedik. Gidelim ama hangisine? Motora bir atlayalım hangisi daha sakinceyse onda ineriz diye karar verdik...
Kartal'dan motora bindik. Martılara atarız diye yanımıza aldığımız ekmek ile önce iskele etrafındaki koca koca balıkları doyurduk.
Heybeliada'ya giderken Kartal'dan bindiğimiz motorda balıklara ekmek atarken Heybeliada'ya giderken Kartal'dan bindiğimiz motorda
Motorun arkasına kurulduk ve mis gibi havada güzel bir deniz yolculuğunun tadını çıkardık...
Haftasonu da olunca motor bayağı doluydu. Baktık kalabalığın çoğunluğu Büyükada'da indi. Eh peki biz de Heybeli'ye gidelim o zaman dedik.
Defalarca Büyükada'ya gitmiş olmamıza rağmen daha önce hiç Heybeliada'ya gitmemiştik. Vesile ile yeni bir yer keşfedelim bakalım dedik.
Önce iki sokaktan oluşan iskele etrafındaki çarşısında dolaştık. Karnımız acıktı, denize karşı bir balık lokantasına oturduk, kediler eşliğinde balıklarımızı yedik.
Heybeliada rıhtımın arkasındaki sokak
Heybeliada Mado'da otururken Heybeliada Park restoranda otururken
Yemek ve dondurma keyfi sonrası önce Deniz Lisesi'ne doğru yürüdük. Baktık lisenin yanında güzel, yeşillik bir park. Kaçırır mıyız, parkta bir güzel eğlendik...
Heybeliada'da parkta oynarken Heybeliada'da parkta oynarken
Sonra, deniz lisesi ve adanın güney doğu kıyısını kaplamış askeri alan boyunca çam ormanları arasında yürüdük. Haftasonu olmasına rağmen Büyükada ile kıyaslanınca öyle çok bir kalabalık yoktu. Yol boyunca rahatlıkla yürünebiliyor, Büyükada'daki fayton kargaşası burada yoktu. Evet Heybeliada da motorlu taşıtlara kapalı bir ada ancak ulaşımın sağlandığı faytonların sayısı Büyükada'ya nazaran oldukça azdı.
Askeri alan sonrası karşıda Büyükada'nın Dilburnu kıyılarının nefis manzarası eşliğinde çam ormanları kıyısından yürümeye devam ettik.
Heybeliada sanatoryumunu geçtik. Sanatoryumdan sonraki orman içindeki piknik masaları yanından devam ettik. Adanın güney kıyısında yer alan Çam Limanı Koyu'na ulaştık.
Dalgalara karşı korunaklı koyda birçok tekne demir atmış güzel bir görüntü oluşturuyorlardı. Koyda günümüzün modası bir beach club ve halk plajı da vardı. Ancak deniz görünür kirliliğinden hiç de girilebilecek bir yer gibi değildi. Bu kirliliğe rağmen çoluk çocuk aileler suya giriyordu...
Bazen inişli çıkışlı, oldukça uzun bir yürüyüşle buralara kadar geldiğimizden dönüşte de faytona binmek istedik. Nafile, tek tük geçen faytonlar da dolu geçiyordu. Tabana kuvvet kat ettiğimiz uzun yolu bir kez daha yürüdük ve ada merkezine geri döndük.
Bu sefer adanın merkezinden içine doğru. İnsanların yaşadığı yerler arasından yürümek istedik.
Heybeliada sokakları Heybeliada sokakları
Büyükada'nın büyük konaklı daha ulaşılmaz atmosferine kıyasla Heybeliada sokakları daha içten ve samimi gibi geldi bana. Burada da var olan güzel tarihi evler büyük bahçelerle sokaklardan soyutlanmamış, kapıları, verandaları doğrudan sokağa açılır cinstendi. Bu da adanın en parlak yıllarında var olan samimi ve güzel hava konusunda fikir veriyor insana...
Yer yer restore edilmiş, yer yer yılların yorgunluğu ile terk edilmiş eski evler arasında dolaştık.
Adanın en büyük oteli olan Merit Hakî Palace otele kadar geldik. Yol boyunca insanlar sokak aralarından girip adanın kuzey taraflarındaki beachlere, plajlara doğru yöneliyorlardı.
Bizim denize girmek gibi bir niyetimiz olmadığından, huzurlu sokaklar arasında biraz daha dolaştık. Kafa dinlendirici keyifli bir gün sonrası dönüş yolculuğu için rıhtıma doğru yöneldik.
Gezi Tarihi: Ağustos 2013