Kapadokya seyahatimizin bir gününü etraftaki peribacaları haricindeki diğer doğal güzellikleri görmeye ayırdık. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerini ziyaret ettik, güzel bir krater gölü olan Narlı Göl'e gittik, Ihlara Vadisi'nde dolaştık ve en son dönüş yolunda Tuz Gölü'ne uğradık.

Kapadokya gezilecek yerler haritası ve gezi rehberi burada. )


Küçük bir belde olan Kaymaklı'nın yeraltı şehri yanındaki otoparkı şehirlerarası otobüs terminali gibiydi. Henüz yaz sezonunu başlamamasına rağmen park etmiş olan onlarca tur otobüsünden nasıl bir kalabalıkla karşılaşacağımız belli oluyordu. Gayet organize kapalı çarşıyı andıran turistik dükkanların arasından yürüyüp yeraltı şehrinin girişine doğru ilerledik. Müzekart'ımızın olmasının faydası bilet sırası beklemeyip doğrudan içeri girdik. Tabii öylesine bir kalabalık, genelde bir insanın ancak eğik olarak geçebileceği tünellerden yürüyünce ilerlemek pek mümkün olmuyor. Yerin birkaç kaç kat altında İstanbul trafiği ile karşılaşmış oluyorsunuz.

Kapadokya'daki Kaymaklı Yeraltı Şehri'nde Kapadokya'daki Kaymaklı Yeraltı Şehri'nde

Kalabalık bir yana Kaymaklı yeraltı şehri hayret vericiydi. Kapadokya bölgesinin kolay yontulabilen taş yapısından dolayı asırlar önce insanlar yerin yedi sekiz kat altına sığınabilecekleri bir şehir inşa etmişler. Çoğunlukla bir insanın ancak eğik halde yürüyebildiği tünellerle birbirine bağlanmış odacıklar. Erzak depoları, mutfaklar, şaraphaneler, havalandırmalar, düşmanlardan korunmak için yuvarlak taştan sürgü kapılar. İnsanoğlunun sabırla emek verdiğinde neler başarabildiğinin kanıtları.

Kapadokya'daki Kaymaklı Yeraltı Şehri'nde Kapadokya'daki Kaymaklı Yeraltı Şehri'nde Kapadokya'daki Kaymaklı Yeraltı Şehri'nde

Kaymaklı sonrası yaklaşık on kilometre ilerideki Derinkuyu yeraltı şehrine doğru yöneldik. Buradaki otoparka arabamızı park ettiğimizde bez bebek satan köylü teyzeler karşıladı önce bizi. Hepsi birbirinin benzeri ürünler satma peşinde, bir tanesi de yaratıcılık gösterip başka bir şey satmaya çalışsa öpüp başımın üstüne koyacağım. Teyzelerin ısrarlı bez bebek satma çabalarıyla yeraltı şehri girişine doğru ilerledik. Yine Müzekart sayesinde uzun bilet kuyruklarını atlattık ancak aşırı yoğunluktan yine içeride ancak adım adım ilerleyebildik.

Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri

Derinkuyu yeraltı şehrinde Kaymaklı'dan farklı olarak daha geniş geçiş tünelleri vardı. Bir iki yer dışında ortalama bir insanın eğilmesine gerek kalmadan yürüyebileceği geçitler vardı. Burası daha çok ileri gelen din adamlarının sığındığı yer olarak kullanılmış. Yine burada da düşmandan korunmak için sürgü kapılar, yerin altında nefes alınabilmesi için havalandırma tünelleri, çeşitli odalar ve sanırım yeraltışehrine ismini de veren derin bir kuyu kazılmış.

Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde

Yedi katlı olan şehrin beşinci katına kadar inebildik, daha ileriye inilmesine izin verilmiyor. Su kuyusundan yerin derinliklerine doğru göz atıp girişte takip ettiğimiz kırmızı oklardan sonra da çıkışta mavi okları takip edip dışarı çıktık.

Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri'nde

Yeraltı şehrinden çıkıp etrafa bakınıyorken bu sefer yöre çocukları, minik rehberler etrafımızı sardı. Her biri "Abi nereden geliyorsun?"la başlayıp karşıdaki tarihi kilise ile ilgili hikayeler anlatmaya başlıyorlardı. Biraz soluklanıp kapalı olan tarihi kiliseye de göz attıktan sonra Ihlara Vadisi'ne doğru yolumuza devam ettik.


Derinkuyu'dan çıkıp Ihlara Vadisi'ne doğru ilerlerken çorak dağlar, yeşil ovalar arasında uzayıp giden huzur dolu bir yoldan gidiyorduk ki Narlı Göl tabelasını gördük. Yoldan sapıp sadece 1km ilerideki göle doğru yöneldik. Narlı Göl'ün güzel manzaralar sunan bir krater gölü olduğunu biliyordum ama bu kadar güzelini göreceğimi ummuyordum.


Çok da yüksek olmayan bir tepenin üstünde yemyeşil bir göl. Etrafta çorak topraklar ve çoraklığın ortasında hayret verici güzellikte bir su. Daha önce gölün mavisini, hakîsini görmüştük ama böylesine açık yeşilini ilk defa görüyorduk. Kükürtlü termal sulardan beslenen göl, suyunun acılığından dolayı yöre halkı tarafından Acı Göl olarak biliniyormuş. Göl etrafında dolaşılabilecek toprak bir yol ve karşı kıyıda göle nazır dinlenme yerleri gözüküyordu ancak yolumuz uzun gidilecek yerimiz çok olduğundan fotoğraflarımızı çekip yolumuza devam ettik.


Ihlara Vadisi'nden önce vadinin bir ucunda kurulu Ihlara köyünden geçtik. Doğa harikası kanyonun bir tepesindeki köy kahvesi önünden geçerken bir gezgin edasıyla kahvede uzun uzun oturup doğa harikası vadinin kenarında köylülerle sohbet etmek istedim. Geniş zamanlı gezgin değil de az zamanda çok gezen olduğumuzdan ileride umarım deyip yolumuza devam ettik.


Ihlara Vadisi girişinde arabamızı park ettiğimizde yine minik rehberler sardı etrafımızı. Biz rehbersiz dolaştık ancak bizden sonra gelenlerin anlattıklarına göre minik rehberler harikaymış: hem bölgeyi ve tarihini anlatıp, hem de şarkılar türkülerle turlarını renklendiriyorlarmış :).


Ihlara vadisine yüzlerce merdivenle iniliyor. İnişi neyse ama çıkışından sonra şurada bir asansör yapılmış olsa da ücreti neyse ödeseydik dedirtiyor.

Ihlara vadisi'ne inerken Ihlara vadisi'ne inerken

Vadi içinde onlarca kilise var. Yılanlı, Sümbüllü, Ağaçaltı Kiliseleri ve daha onlarcası. Melendiz çayı boyunca 14km uzunluğundaki Ihlara Vadisi dünyada ikinci en büyük, içinde insan yaşamış olarak ise en büyük kanyonmuş. Bölgenin jeolojik yapısının uygunluğundan kanyon boyunca taşlar oyulmuş ve kiliseler, insanların yaşadığı çeşitli mekanlar yapılmış.


Derin kanyonun ihtişamlı taşlarına baka baka vadiye indik. Melendiz çayı boyunca fıstık ağaçları arasında yürüdük.

Ihlara vadisinde
Ihlara vadisindeki Melendiz Çayı Ihlara vadisindeki Melendiz Çayı

Yol boyunca birkaç kiliseye girdik çıktık. Göreme Açık Hava Müzesi'nde kilise içi fotoğraf çekimi yasaklanmıştı, hazır burada izin veriliyorken flaşsız biraz resim çektik. Gönül isterdi ki kanyonun bir ucundan girip diğer ucundan çıkalım, ilerideki bir başka rota olarak zihnimize not edip vadiden ayrıldık.

Ihlara vadisindeki Yılanlı Kilise'nin girişi Ihlara vadisindeki Yılanlı Kilise'nin içi

Kapadokya sınırları içinde yolumuza devam ederken hala her köşede bir peribacamsı yapı, içi oyulmuş taşlarla karşılaştık. Ihlara Vadisi'nin batı ucu olan Yaprakhisar'da durduk muhteşem güzellikleri resmettik. Kapadokya bölgesini tam olarak gezebilmek ve dağ tepe dolaşarak doğayı, güzellikleri iyice özümsüyebilmek için en azından bir hafta on günlük bir seyahat gerek. İleride tekrar görüşmek üzere deyip Kapadokya topraklarına veda edip dönüş yoluna geçtik.

Yaprakhisar
Yaprakhisar Yaprakhisar'daki Peribacaları

Dönüş yolunda son durağımız Tuz Gölü'ydü. Uzun süre göl kenarında yol aldıktan sonra gölün tam bittiği noktadaki Tuz Gölü tesislerinde durduk. Ellerimize bakım yapmak için tuz serpmeye çalışan kozmetik dükkanının yanından geçip göle doğru yöneldik.



Suyun çekildiği yerde bembeyaz tuz kristalleri kalmıştı. Tuzların üstüne basa basa ilerledik. Etrafta yerli, Japon, İtalyan bir sürü turist. Bazısı tuzlu suya, bazısı tuzlu çamura daldırdı ayağını ve şifa olsun diye yürüdü.


Biz ayağımızı olmasa da ellerimizi soktuk suya. Mavi gökyüzü ve mavi suyun birleştiği ufka doğru hatıra fotoğraflarımızı çektirdik ve güzel bir seyahat sonrası evimize doğru yola koyulduk.


Gezi Tarihi: Mayıs 2013