Güzel Cunda ve lezzet şehri Ayvalık'ın tadını çıkarabilmek için gidilebilecek en iyi aylar Mayıs ve Haziran'dır bana kalırsa. Daha kalabalıklar gelmeden Cunda'nın güzel sokaklarını, Ayvalık'ın müthiş manzaralı güzel tepelerinin dolaşmanın tam zamanıdır...


Cuma gününü de katarak üç günlük bir gezi olarak gittik Cunda taraflarına. Kiminin bayıldığı, kiminin ise en yoğun zamanlarda gittiği için çok da güzelliklerinin tadına varamadığı bu güzel coğrafyada biz tazelendik, ruhumuzu dinlendirdik.


İstanbul Balıkesir arası gayet rahat, Balıkesir Ayvalık arasında ise yer yer yol çalışmaları sebebiyle oldukça sallantılı bir yolculuk sonrası ulaştık Ayvalık'a. Çok değil bir iki yıl sonrası tüm rota duble yollara dönüşür ve yolculuk daha da kolaylaşır. Ancak yol boyunca bakıldığında zeytinliklerin kalbini yarıp geçerek yapılan yollar içimizi sızlattı.

Ayvalık'a ulaştıktan sonra doğrudan Alibey Adası'na, herkesin bildiği eski adıyla Cunda Adası'na yöneldik. Önce nerdeyse deniz seviyesindeki yolla Lale Adası'na, sonra da Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü olan minik köprüden geçerek Cunda Adası'na ulaştık.


Cunda'nın güzel Rum evleri, taş kaplı sokaklarından geçip otelimiz Ziya Bey Konağı'na yerleştik. Güzel bir Rum evinin elden geçirilerek yapılmış butik otelimizi çok beğendik. (Ziya Bey Konağı Butik Otel yazısı için tıklayın.)


Otele yerleştikten sonra Cunda sokaklarında yürümeye koyulduk. Çiçekli güzel evler, sokaklar arasında dolaşırken adeta bir Yunan tatil adasındaymışız gibi hissettik. İnsanın huzur dolu güzel yerler bulması için çok da uzaklara gitmesine gerek yokmuş diye düşündük...


Sahilde restoranlar arasında dolaştık. Yıllar önce gelişimizden beri hemen hiçbir şeyin değişmediğini gördük. Taş kahvede oturduk, etrafı izledik.


Cunda hakkında araştırma yaparken gördüğüm adanın en tepesinde bulunan Koç müzesi'ne bağlı Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı'na gittik. Cafesinde oturduk. Cunda'ya, denize ve adalara tepeden bakan manzaraya bayıldık.



Akşam oldu, önce oğlumu Cunda'nın trendy, şehirli Cafe restoranı Uno'da doyurduk. Restoranın ortamını, sıcak ilgi ve servisini çok beğendik.


Sonra da biz, Vedat Milor'un Türkiye'deki en iyi balık restoranı dediği, çok yoğun zamanda giden bazıların ise servisinden şikayet ettiği Bay Nihat'ta deniz lezzetleri ziyafetine gittik. Yemeklerinden servisine, denizin dibindeki ortamına, herşeyden memnun kaldık.

Cunda Bay Nihat restoran
Cunda Bay Nihat'ta ahtapot ızgara Cunda Bay Nihat'ta aquades

Ertesi gün Ayvalık civarını dolaştık. Önce bir tepenin üstündeki Şeytan Sofrası'na yöneldik. Ayvalık'a giden hemen herkesin günbatımı ve taş üstünde şeytanın ayak izi olduğu rivayet edilen izi görmek için geldiği tepede bana göre asıl önemli nokta: manzara. Masmavi koy ve adaların oluşturduğu görüntü müthiş.


Sarımsaklı plajlarına gittik. Yaz mevsiminde tıklım tıklım olan ince kumlar bom boştu. Yazın bile soğuk olan suya Mayıs ortasında giren, ve ay su çok sıcak diyen birkaç cengâver vardı sadece ortalıkta.



Biz de oğlumla kumda oynadık, ayaklarımızı suya soktuk...



Karnımız acıkınca bir başka lezzet klasiği olan Ayvalık'taki Deniz Kestanesi restoranına gittik. Hani şu Vedat Milor'un lezzetlerinden büyülendiği ve cep telefonu denize düştüğü halde yemeğe devam ettiği restoran. Denize nazır bir balık ziyafeti çektik...



Yemek sonrası çıktık Ayvalık sokaklarını turlamaya. Zeytininden zeytin yağına, peynirinden loruna, Ayvalık tostundan sakızlı kurabiyesine, lor tatlısına birçok lezzet ile özdeşleşen kasaba çarşısında alışverişimizi yaptık.


Cunda'da, Ayvalık'ta çok güzel vakit geçirdik. Bol bol Ege havası depoladık, adeta yenilendik...


İlgili yazılarım:

Gezi Tarihi: Mayıs 2013