Kilitbahir-Çanakkale Feribotunda

Üç gün tatili bir araya getirip Bozcaada'ya gitmeye karar verdik. Bizim Bozcaada'ya üçüncü seyahatimiz olacaktı ama oğlumla ilk. Sabah erkenden İstanbul'dan çıktık yola. Çanakkale üzerinden gitmeye karar verdik. Zaten yolun büyük kısmı otoban, diğer yerler de genel olarak çok rahat duble yollar. Özellikle Çanakkale civarında yol çalışmaları devam etmekteydi. Bir iki yıla kalmaz Bozcaada yolu daha da rahat hale gelir...


Çanakale'ye doğru giderken, Saroz Körfezi

Biraz ben artık inmek istiyorumlarla süslü, zaman zaman otobanın olmadık noktalarında mola verme zorluklarıyla öğle gibi Çanakkale Kilitbahir'e ulaştık. Burdan motor ile karşıya geçtik. Geminin merdiveninden yukarı doğru çıkmaya çalışırken öylesine güçlü bir poyraz esiyordu ki ellerimi bırak ben kendim çıkarım diyen oğlum sıkı sıkı elimi tuttu. Aslında o poyraz Bozcaada'da karşılaşacağımız havaya işaretti de biz, plajlar adanın güney taraflarında, poyraz etkilemez oraları diye kendimizi avuttuk...

Kilitbahir-Çanakkale Feribotundan Kilitbahir'deki kale

Çanakkale boğazından karşıya geçtiğimizde biraz mola verdik. Sahil boyunca biraz yürüdük. Daha önce defalarca geçmemize rağmen fark etmemişim. Ne kadar modern bir şehirmiş Çanakkale. Sokakta yürüyen insanların giyiminde kuşamında tam bir Avrupalılık hakimdi. Kısacık zaman diliminde gördüğüm Çanakkale'yi beğendim.

Çanakkale Saat KulesiÇanakkale sahilinde, arkada Nusret Mayın Gemisi

Öğle yemeği için hemen sahilde yer alan ve Mehmet Yaşin'in yazılarından okuduğumuz Yalova restoranı tercih ettik. Farklı deniz mahsulleri tatma fırsatı bulduğumuz restoranı çok beğendik. (Yalova restoran yazısı için tıklayın.)

Çanakkale Yalova Restoran

Yemek sonrası yolumuza devam ettik. Geyikli'ye ulaştığımızda birkaç dakika ile feribotu kaçırdık. Neyse ki feribot seferleri daha önceki gelişlerimizde olduğu gibi iki saatte bir değil de saatte bir imiş de çok da gecikmeden adaya ulaşabildik.

Geyikli iskelesinde Bozcaada feribotu beklerken
Geyikli'nin kum plajıGeyikli-Bozcaada feribotunda

Bozcada'ya gelenler bilirler. Kalma yerleri merkez ve merkez dışı olarak ayrılır. Biz bu gelişimizde biraz da son dakikada plan yapıp fazla da seçeneğimiz kalmadığından iki günümüzde biri merkez dışı biri de merkez olmak üzere iki farklı otelde kalmayı tercih ettik. Ne mutlu bize ki her iki yer de Bozcaada deyince ilk akla gelen otellerden oluşuyordu...

Geyikli-Bozcaada feribotu Bozcaada'ya varmadan az önce

İlk gece merkez dışndaki Aral tatil çiftliğinde kaldık. Ortam özellikle çocuklu aileler için şahane. Geniş arazi, ağaçlar ve asmalar altında bol bol vakit geçirebilecek alan. Gece çocuğu uyuttuktan sonra çık verandana veya hemen konaklama yerlerinin yanındaki masalara, yıldızların altında şarabını yudumla... (Aral tatil çiftliği yazısı için tıklayın.)
Bozcaada, Aral Tatil Çiftliği'ndeki evlerden biri

Otele yerleştikten sonra hemen hazırlanıp Ayazma plajına gittik. Evet bütün ada rüzgarlıydı ama plaja ulaştığımızda deniz çarşaf gibiydi.  Pek de bir rüzgar yoktu. Amaa su buuuzdu... Bozcaada ve kuzey Ege'nin suyunun soğuk olduğu bilinir ama bu gerçekten çok soğuktu. Oğlum denize sadece ayaklarını soktu, ben belime kadar girebildim, babamiz ise cengaverlik yapıp girdi ve bir güzel yüzdü... (Bozcaada çevresi yazısı için tıklayın.)

Bozcaada Ayazma Plajı

Bozcaada kıyısı, Polente ve Rüzgar güllerinin uzaktan görüntüsü

Ertesi gün adanın bir başka konaklama klasiği olan Kaikias'a geçtik. Kaikias merkezde kalenin hemen arkasında çok güzel bir otel. Oteli güzel yapan kalitesi ve özgünlüğünün yani sıra sahiplerinin de çok kaliteli insanlar oluşu. Hemen birkaç dakikada oturup hikayeler anlatacak kadar sıcak, ama bir taraftan sizi sıkmayacak ve özgürlüğünüzü kısıtlamayacak kadar mesafeli... (Kaikias yazısı için tıklayın.)

Bozcaada Kaikias Oteli

İkinci gün akşamında gün batımında rüzgar gülleri ve Polente fenerine gittik. Oğlum rüzgar güllerinden korkar mı diye endişe ettiysek de biraz üfleyerek rüzgar güllerini çevirme ön çalışması yaparak ortama adapte olduk... (Polente ve rüzgar gülleri yazısı için tıklayın.)

Bozcaada, Polente'ye doğru yürürken, rüzgar türbinleri ile

Gece olunca da yine bir ada klasiği olan Koreli'de yemeğe gittik. Her üç gelişimizde de burada yemek yedik ve hepsinde de memnun kaldık. Sahilde püfür püfür rüzgarda, teknelerin hemen yanında, harika ortamda tap taze deniz mahsulleri yemek. (Koreli yazısı için tıklayın.)

Bozcaada, Koreli'de akşam yemeği, ahtapot, levrek marin, vs...

Öyle böyle üç günlük Bozcaada seyahatimizi geçirdik. (Daha ayrıntılı Bozcaada yazısı için tıklayın.)

Bozcaada sokaklarında dolaşırken

Sadece üç gün olsa da bu kısa tatil bize çok iyi geldi. Güzel yerler görmenin doyumu ile dönüş yolculuğuna geçtik...

Bozcaada-Geyikli feribotundan Bozcaada ve kale

Önce Ezine'ye uğradık. Koyun ezine peynirlerimizi bu sefer yine netten bakıp en popüler olduğunu gördüğümüz Salih Kahraman'dan aldık. Fiyatlar İstanbul'a göre gayet uygundu. Orda tattığımız peynirler güzeldi. Eve aldıklarımızı henüz açmadık, açınca fikirlerimi tekrar buraya dönüp yazarım... (Tadıldı, onaylandı!)

Ezine, Salih Kahraman peynirleri

Dönüşte de Çanakkale üzerinden dönmeye karar verdik. Yolda durup bizim İstanbul'da bu güzellikte bulamadığımız Çanakkale domatesinden aldık. İçi kip kırmızı, etli etli...

Çanakkale'de yol üzerinde domates seçerken

Bursa üzerinden mi Lapseki üzerinden mi gitsek diye düşünürken oğlumun can sıkıntısı depreşti ve doğrudan Lapseki limanına doğru yöneldik. Lapseki'den Gelibolu'ya geçen feribotlar Kilitbahir'de bindiklerimize göre daha büyük ve konforluydu ancak burada yolculuk Kilitbahir'deki gibi on dakika değil yarım saat sürdü. Akşam güneş batarken Gelibolu'ya ulaştık. Güzel bir seyahatin huzur ve tabii yorgunluğu ile gece saatlerinde evimize ulaştık...

Lapseki-Gelibolu feribotunda

Lapseki-Gelibolu feribotunda gün batarken

Gezi Tarihi: Eylül 2012