Napoli'ye gitmeden önce şehirle ilgili bir sürü yorum okumuştum. Şehir hakkında görülecek bir şey yoktan tutun da, merkezin dibindeki sokaklar için geceleri pek tekin olmadığına kadar bir sürü olumsuz şey deniliyordu bu yorumlarda. Ancak biz Amalfi kıyılarına kadar gitmişken büyük şehri de gidip kendi gözlerimizle görmek istedik...
Napoli havaalanından istasyona kadarki Alibus yolculuğumda gördüklerim, okuduğum tüm yorumları doğrularcasınaydı. Boyası dökülmüş apartmanlar, bizde artık büyükşehirlerde görmediğimiz apartman üstü antenler ve balkonlardan sarkan çamaşırlar. Hemen her evin önünde çamaşırlar, çamaşırlar, çamaşırlar, o kadar çoktu ki... Bir tek havalar henüz ısınmadığından balkonlarında oturan atletli erkekler eksikti.
Merkez istasyonu civarında da manzara farklı değildi. Bir de bu manzaraya sokakları doldurmuş siyahi işportacılar ilave olmuştu.
Bu izlenimlerle trene atlayıp Amalfi kıyılarına doğru yola koyulduk.
Ancak buralara kadar gelmişken Napoli'yi biraz daha görmek istediğimizden bir gün Sorrento'dan çok sallantılı bir deniz otobüsü yolculuğu sonrası Napoli Limanı'na ulaştık.
Liman çevresini dolaşırken çok şaşırdım. Daha önceki izlenimlerinden sonra Napoli'de hiç öylesine güzel binalar göreceğimi ummuyordum.
Limandan çıktıktan sonra dikkatimizi çeken ilk şey kocaman kaleydi, Castel Nuovo. Kale diğer pek çok bakımsız binaya karşın gayet bakımlı bir şekilde duruyordu karşımızda.
Daha sonra Plebiscito meydanına doğru yöneldik. Yolda Galleria Umberto I'i gördük. Milano'daki Galleria Umberto'nun kopyası olan bina aslından çok daha büyük ve hayret verici güzellikte olmuş.
Napoli'deki Galleria Umberto I'in uzaktan görünüşü Napoli'deki Galleria Umberto I'in içinde
Napoli'deki Galleria Umberto I'in içinde
Galleria Umberto'nun hemen karşısında ise İtalya'nın en eski ve en büyük opera binası olan Teatro San Carlo vardı.
Bunların hemen yanında ise Napoli'lerin kutlama meydanı olan Piazza Plebiscito vardı.
Kraliyet sarayı Palazzo Reale ile Roma'daki Pantheon'un çok daha geniş boyutlardaki kopyası olan San Francesco di Paola kilisesi de aynı meydanı paylaşıyorlar.
Bu meydanlardan Toledo caddesi boyunca Arkeoloji Müzesi'ne doğru yöneldik. İstiklal caddesinin bir benzeriymiş gibi gözüken cadde yine İstiklal caddesi gibi kalabalık ve caddenin hemen yan caddeleri yine istiklal caddesinin arka sokakları gibi karanlık ve eski püskü görüntüdeydi. Sadece buradaki arka sokaklarda boy boy çamaşırlar vardı ilave olarak.
Napoli'de Toledo caddesinde yürürken Napoli'de Toledo caddesine çıkan sokaklardan biri
Arkeoloji Müzesi'ne ulaştığımızda artık iş çıkış saati de gelmiş caddelerdeki trafik içinden çıkılmaz bir durum almıştı. Hatta yollardaki motosikletlilerin canı sıkıldı ki kaldırımlara çıkıp bizim aramızdan yol almaya başladılar. Trafiği ile, kalabalığı ile, kural tanımaz insanları ile İstanbul'a çok benziyordu Napoli.
Arkeoloji Müzesi'nden sonra Duomo'ya doğru yöneldik. İstanbul ile Napoli'nin bir başka ortak noktası İstanbul'de ne kadar sık cami varsa burada da adım başı kilise vardı. Yol boyunca onlarca kilise yanından geçip Duomo'yu bulduk.
Duomo sonrası Napoli'nin bir başka klasiğine gelmişti sıra: ünlü çıtır çıtır pizzaları. Duomo yakınlarındaki ünlü Da Michele pizzacısına gittik. Pizzacıdaki her bir çalışanda ünlü Güney İtalya karakterini gözlemledik. Neşeli, sıcak ve içten... Pizzalar mı, ününü hak eder lezzette...
Gezi Tarihi: Mart 2013