Trabzon Maçka'da Altındere vadisinde 300 m yükseklikte yer alan Sümela, Meryem Ana manastırı
Anadolu'nun kendine has şehirleridir Trabzon ve Rize. Oralar düşünüldü mü akla ilk hamsi gelir, çay gelir; hırçın dalgaları ile Karadeniz, yeşilin bin bir tonunun süslediği yüksek dağlar canlanır zihnimizde. Bizler bu bahar kısa bir Karadeniz seyahatine çıktık ve güzelliklerini içimize çekerek dolu dolu bir gezi geçirdik.
Sümela manastırında doğanın bin bir yeşil tonu arasında kahve keyfi, Maçka Trabzon
Daha kış aylarında karar vermiştik, Mayıs ve Haziran gibi Karadeniz'i keşfe çıkacağız. Gitmek için o zamanları seçmemizin sebebi, havaların ısındığı, ortalığın yeşerdiği ama henüz çok fazla kalabalık olmadığı günler olmasıydı. Beş ay öncesinden Anadolu Jet'ten uygun biletlerimizi aldık ve gidiş tarihini beklemeye koyulduk.
oğlumla sabah erken saatlerde Trabzon'a gitmek üzere uçağa binerken THY Anadolu Jet Sabiha gökçen havaalanı, İstanbul
Gezi tarihi geldiğinde sabah ilk uçuşlardan biri ile Trabzon'a uçtuk. Karadeniz sahil yolu ile Karadeniz arasında, denize nazır olan Trabzon havalimanına indik ve Anadolu'daki hemen her havalimanında olduğu gibi uçaktan yürüyerek havaalanının içine girdik. Havaalanındaki Enterprise araba kiralamadan arabamızı kiraladık ve Sümela Manastırı'na doğru yola koyulduk.
Trabzon ve Rize'nin tipik coğrafyası yüksek yeşil dağlar ve dağ tepesine kondurulmuş evler
Yol boyunca, ve tüm gezi boyunca, kafam hep arkaya olabildiğince eğilmiş, fal taşı gibi açılmış gözlerimle yeşil ormanlar ile kaplı yüksek dağların manzarasını, olabildiğince daha yüksek noktalarını görmeye çalışıyor, var olan güzellikleri zihnime yerleştirmeye çalışıyordum. Yüksek dağlar arasından giden kıvrımlı yollar çok keyifliydi. Tüm gezi boyunca kat ettiğimiz tüm yolların hepsi de bakımlı ve düzgündü...
dere kenarında Karadeniz kahvaltısı keyfi, Sümer restoran Maçka Trabzon
Sümela yolu üzerindeki dere kıyısındaki Sümer restoranda kahvaltı etmek için durduk. İnsanoğlu kuş misali az önce İstanbul'daydık, şimdi Trabzon'da Karadeniz'in yüksek dağları arasındaki bu yerde, dere kenarında oturmuş kahvaltı ediyorduk. Dere kenarı dediysem, şöyle serin serin bir ortam düşünülmesin; birkaç gündür bölgede hüküm süren aşırı sıcaklardan ortalık fırın gibiydi...
kuymak bandırılmadan yenilmez, Sümer restoran Trabzon
Kahvaltımızı söyledik, yöresel peynirler, yöresel mısır ekmeği, nefis Trabzon tereyağı, kaygana ve kuymakla bir güzel doyduktan sonra Sümela Manastırı'na tırmanmak için gerekecek gücü depolamış olduk...
Meryem Ana Sümela manastırının bulunduğu Altındere vadisi, Trabzon
Kısa bir yolculuk sonrası Sümela Manastırı'nın bulunduğu dağın eteklerinde, restoranların olduğu alana ulaştık. Otobüsler buraya kadar gelebiliyor, ancak arabalar bundan sonraki biraz darcana yoldan manastıra daha yakın bir noktaya kadar gidebiliyor. (otobüslerin park ettiği alanda manastıra 1.2 km'lik yürüyüş yolundan dağa tırmanılabiliyor, ya da buradan dolmuşlarla tepeye transfer yapılabiliyor)
bir dağ yamacını inci gibi süsleyen Sümela Meryem Ana Manastırı, Maçka Trabzon
Tüm heybeti ile akan, Sümela manastırının bulunduğu vadiye de adını veren Altındere yanından giden yol boyunca gittik. Yer yer durduk, derenin heybetli akışının resimlerini, videolarını çektik.
Tepeye ulaştığımızda Sümela, diğer adıyla Meryem Ana manastırı karşımızdaki dağın yamacında bir inci gibi duruyordu. Vadiden yaklaşık 300 m (deniz seviyesinden 1150 m) yükseklikteki bu binalar eski zamanlarda buralara nasıl inşa edilmiş, gerçekten hayret vericiydi.
Meryem Ana Sümela manastırına doğru oğlumla yürürken, Maçka Trabzon
Dağa paralel giden birkaç yüz metrelik bir yürüyüşten sonra Sümela Manastırı'na ulaştık. Müze kartlarımızla içeriye girdik. İç avluya girdiğimizde, taşların içine inşa edilmiş neredeyse bir köy büyüklüğünde bir yapı karşıladı bizi.
Sümela yolunda ilginç ağaç kökleri ile kaplı dağ yolu, Maçka Trabzon
neredeyse bir köy büyüklüğündeki Meryem Ana Sümele manastırının içi, Maçka Trabzon
Birçok binadan oluşan manastırın sanırım büyük bölümü restore edilmiş, bir kısmı da restore edilmeye devam ediyordu. Açık olan haliyle bile eşsiz güzellikteydi. Bazıları bin yıllık olan freskler capcanlı duruyordu karşımızda...
taşlar oyularak inşa edilmiş Meryem Ana Sümela manastırının binaları ve freskleri, Maçka Trabzon
Sümela, Meryem Ana manastırının simge fresklerinden, Maçka Trabzon
Sümela Manastırı'ndan sonra rotamızı buralara kadar gelmişken görmek istediğimiz, coğrafya derslerinden tanıdık Zigana geçidine doğru yönelttik. Yılın beş ayı karla kaplı olan 2032 m yüksekliğindeki geçide tabii tırmanmadık, bizler turist işi daha alçak rakımlardaki Zigana tünelinden geçmekle yetindik. İki taraf arasındaki iklim farklılıkları ile ünlü geçitten Tarbzon tarafından Gümüşhane tarafına geçtiğimizde gerçekten sadece birkaç dakikada havanın beş derece düştüğünü gördük...
yılın beş ayı karla kaplı olan Zigana geçidinde hatıra fotoğrafı, Trabzon
Trabzon ve Gümüşhane'yi bağlayan Zigana Tüneli
Bir sonraki uğrak noktamız sütlacı ile ünlü Hamsiköy'dü. Köyün ismi Hamsi olunca deniz kıyısında bir yer bekliyor insan, burası ise dağlar arasında bir vadiye yerleşmiş, bana Heidi'nin Alpler'deki köyünü anımsatan bir yerdi. Sorduk öğrendik hamsi ismi Arapça'da beş anlamına gelen hamse'den geliyormuş. Beş köyün birleşiminden oluşan köyün ismi zaman içinde Hamsi'ye dönüşmüş. Niyazi Usta'da oturduk, Hamsiköy'ün nefis sütlacından da yedik ve yolumuza devam ettik.
Hamsiköy'ün güzel doğası içinde çiseleyen yağmur altında oğlumla, Trabzon
Hamsiköy'de Niyazi Usta'nın sütlacı
Tekrar Trabzon'a döndük ve sahil boyunca giderek Akçaabat'a ulaştık. Ünlü köftecisi Cemil Usta'ya oturup deniz kıyısında balık ve köfte keyfi yaptık. Güneşi de Karadeniz üzerinde batırıp, havanın karardığı saatlerde Rize girişindeki Dedeman otele doğru yola çıktık...
Akçaabat sahilde balık ve Akçaabat köftesi keyfi, Cemil Usta Trabzon

Ertesi gün Rize, Çamlıhemşin, Zilkale, Ayder yaylası, Çayeli

Gezi Tarihi: Mayıs 2015