Paris'te nerede ne yenir diyenler için Mutfağın Şefi dergisinde Paris Lezzetleri yazısı
Paris seyahatlerinde herkes ilgi alanlarına göre bir şeylere para harcar. Kimi alışverişe, kimi müzelere, kimi gece hayatına; biz ise yemeğe... Bir toplumun kültürünü tanımanın en iyi yolu mutfağıdır bana göre. Biz de farklı yerlerde Fransız mutfağının örneklerini tadarak kendimize ufaktan ziyafetler çektik. Neler gezdin gördün tamam da, neler yedin onu anlat diyorsanız buyurun Paris lezzetlerine...

Le Relais de l'Entrecote'ta yemek yerken, Paris

Fransız Yemekleri ve Michelin Yıldızlı Restoranları

Fransız mutfağının vazgeçilmez üç şeyi nedir diye sorulduğunda cevap hiç şüphesiz: "tereyağı, tereyağı ve tereyağı"dır. Paris'te yemek yediğimiz tüm yerlerde bunu sonuna kadar gördük. Yediğimiz hemen tüm yemeklerde ortak bir tat vardı. Neydi diye düşündüğümüzde cevap: tereyağı idi. Sokaklarda dolaşırken bile, kapı önlerinden geçerken yine bir tereyağı kokusu ilişti hep burnumuza. Bizimkine göre daha bir farklı aroma ve kokuda, daha bir kremamsı kıvamda olan Fransız tereyağı Paris seyahatimiz boyunca bize bol bol eşlik etti. Birbirinden güzel yemekleri daha bir lezzetlendirdi...
Mutfağın Şefi dergisinde Paris Lezzetleri yazısı
O güzel yemekleri bir Michelin yıldızlı Restoran'da tatmak tabii ki Paris'i ziyaret eden birçok lezzet düşkününün hayali. Ancak bu hayali gerçekleştirmek için Paris'e gitmeden çok önce rezervasyonun yapılması gerekli. Öyle hazır Paris'teyim şu önünden geçtiğim Michelin yıldızlı restoranı deneyeyim demekle yemek yenilemiyor bu popüler tesislerde. Çoğunun internette menülerinin incelenebildiği Michelin'lerde yemek için de ciddi bir bütçe gerekli. Bu kadar açılmak istemiyorum ama o tatları da denemek istiyorum diyenler için de daha uygun fiyatlı öğle menüleri mevcut. Biz de Frederic Simonin restoranında öğle menüsü denedik. Bizim gittiğimiz sırada Frederic Simonin Michelin yıldızını yeni almış ve yemek fiyatlarını cömertçe arttırmıştı. Yalnız öğle yemeği menüsünün fiyatına dokunmamıştı. Böylece akşam yemeğinde yenilecek neredeyse bir kap yemek fiyatına başlangıç, ana yemek ve tatlıdan oluşan seçenekli öğle menüsü yedik. Birbirinden ilginç yemekler tadarak hoş bir tecrübe edindik...

Michelin yıldızlı restoranlardaki yemeklerin farklılığı yemekle sanatın birleştirilmesi. Öylesine farklı pişirme yöntemleriyle öylesine güzel görsel ve yapısal sonuçlar elde ediliyor ki yemeği yemeden, dur biraz bu sanat eserini izleyeyim duygusuna kapılıyorsunuz. Frederic Simonin'de de yediğimiz her lokmada bunu sonuna kadar hissettik, damaklarımızda oluşan farklı lezzet patlamalarının ve müthiş tatların sonuna kadar tadına vardık.
Michelin yıldızlı Frederic Simonin restoranda gerçek altın parçaları ile süslenmiş ördek ciğeri, Paris

Bizler Frederic Simonin'de Fransa'ya gitmişken yemeden dönülmemesi gereken ördek ciğeri (foie gras), özel yöntemlerle pişirilmiş olan bir et (boeuf), yanında restoranın spesiyalitesi 1:1 oranında patates tereyağı karışımından oluşan püre ve çikolatalı bir tatlı aldık. Böylece ördek ciğeri (sanıldığının aksine makbul olanı kaz ciğeri değil ördek ciğeridir), et, tereyağ ve tatlı yiyerek Fransız mutfağının temel lezzetlerini tatmış olduk. Tabii bu yemekleri bir Michelin restoranınında tattığımız için lezzetlerin en nişini deneyimlemiş olduk...

Güzel yemek istiyorum ama bütçemi de aşmak istemiyorum diyenler için de Paris'te iyi yemek yapan bir sürü bistro mevcut. Bu bistrolardaki yemeklerde Frederic Simonin'de bolca kullanıldığı gibi altın yaprakları kullanılmaz ama iyi yemekler yiyeceğiniz garanti. Tabii kötü süprizlerle karşılaşmamak için önceden iyi bir araştırma yapıp, gitmeden rezervasyon da yaptırmak gerekli.
ördek ciğeri ve ördek ciğeri ile yapılmış krem brule, Le Tournebievre Paris
Bizim denediğimiz bistrolardan biri Notre Dame Katedrali karşısındaki Le Tournebievre idi. Yine seçmeli bir akşam menüsü yedik. Burada da ördek ciğeri, ördek ciğeri ile yapılmış krem brule ve patates kızartması (frites) eşliğinde antrikot yedik. Sıcacık bir ortamda geleneksel Fransız lezzetlerini deneyimlemiş olduk.

Fransız Etleri

Türkçe'mizde kullanılan bonfile (bon filet), kontrafile (contre-filet), antrikot (entrecote), tranç (tranche), biftek (bifteck) gibi et terimlerinin hepsi Fransızca'dan dilimize yerleşmiş. Yani Fransa'da eti hakkıyla parçalayıp, hakkıyla pişirip yemek bir kültür. Etin yapısını ve lezzetinin bozulmadan yenilebilmesi için bizim alışık olduğumuzdan farklı olarak, az ve orta pişmiş olarak etler tüketiliyor. Etin yanında da genel olarak patates kızartması yeniliyor.
Le Relais de l'Entrecote'ta yediğimiz antrikot, Paris
Le Relais de l'Entrecote, Fransız usulü fast food olan steak frites yani patates kızartması eşliğinde biftek yiyebileceğiniz Paris'te bir restoran zinciri. Biz Montparnasse yakınlarındaki şubesinde yedik. Önceden rezervasyon yapılamıyor, yoğun zamanlarda sıra beklemek gerekebiliyor. Biz öğle yemeği için gittik ve rahatlıkla yer bulabildik. İlk önce kıvırcık salatası geliyor. Sonra da ısmarladığınız antrikotun bir kısmı ile patates kızartması. Tabağınızdakiler bittiğinde özel tealightlar ile sıcak tutulmuş olan kalan bifteğiniz ve taze patates kızartması geliyor.

Ben bifteğimin orta pişmesini sipariş etmiştim ve gayet kıvamında yumuşacık, aşırı da kanlı olmayan bir et yedim. Biftek üzerinde, mekanın sırrı olan sanırım peynir veya tahin acılığında özel bir sosu var. İlk başta sosu yadırgasak da daha sonra etle uyumunu beğendik. Le Relais de l'Entrecote güzel bir Fransız eti yemek için iyi bir mekan ve gördüğüm kadarıyla Paris'i ziyaret eden Türkler tarafından da sıklıkla ziyaret ediliyor.

Fransız etleri, cafeleri, ekmekleri, tatlıları, Paris Lezzetleri Mutfağın Şefi dergisi

Paris'te Cafe Kültürü

Paris deyince hemen herkesin aklına akordeonla çalınan bir Fransız ezgisi ve cafe'de oturan insanlar gelir. Şık giysilerini kuşanmış müşterilerin kimisi kaldırıma atılmış masalarda, kimisi de nostaljik dekorasyonlu iç mekanda cafe'lerini içerler, herkesin kafasında yer etmiş bu sahnede... İşte Paris ve cafe kültürü böylesi bir bütün olmuş. Paris'ten yolu geçen hemen herkes de en ünlü cafe'leri olan Cafe de Flore ve Les Deux Magots'un hiç olmazsa önünden şöyle bir geçmekte...
Cafe de Flore'da kruvasanlı, kahveli bir kahvaltı, Paris

Cafe de Flore

Eski Paris ruhunu hissedebileceğiniz çok hoş bir cafe. Caddeye bakan dip dibe masalar, kollarında beyaz örtüleri ile orta yaş üstü garson gibi garsonlar, Cafe de Flore yazılı tabaklar bardaklar, masalar hatta reçeller. Cafe de Flore, Paris denince ilk akla gelen cafelerden, bu yüzden oldukça turistik bir tesis. Ancak turistler kadar özellikle de iş öncesi kahvaltıda Parislilerin de uğrak noktası.

Biz de Cafe de Flore'da kahvaltı yapmak istedik. Fransa'da kahvaltıda ne yenir, tabii ki kruvasan. Yanında da kahve, reçel ve bal. Tabii kruvasanlar sonuna kadar tereyağlı olduğundan ayrıca bir yağa gerek yoktu... Pofüdük pofüdük, yumuşacık kruvasanlar çok lezizdi. Cafe de Flore gibi nostaljik bir yerde kahvaltı yapmak ise paha biçilmezdi...

Les Deux Magots

Les Deux Magots, St Germain caddesi üzerinde, yolların kesiştiği işlek bir köşeye kurulmuş bir Paris klasiği. Zamanında Sartre gibi düşünürlerin oturup fikirlerini tartıştığı bir mekan. Cafe de Flore'un yan komşusu olan Les Deux Magots'ta da özellikle işlek saatlerde boş bir masa bulmak neredeyse bir şans. Biraz sabredip dışarıdaki masaların birine oturabildik. Yoldan gelip geçenleri izleye izleye birer kahve içtik. Tarihte nice önemli kişinin vakit geçirdiği bir mekanda birer kahve içmiş olmak büyük bir keyif...

Fransız tatlılarından en ünlü olanlarından macaronlar, Paris Lezzetleri, Mutfağın Şefi dergisi

Fransız Tatlıları ve Ekmekleri

Ekmeğe ve ekmekçiliğe birazcık merakı olan herkes için Fransız ekmekleri, gözlerini parlatan, onları hayran bırakan birer sanat eseri. Dışları çıtır çıtır, içleri koca koca delikli ve yumuşacık olan bu ekmekler başka bir yemeğe gerek olmaksızın üzerine tereyağı sürüp yiyerek şölenler yaratacak kalitede...

Fransız tatlılarını ise anlatmak bile gereksiz, her biri birer klasik. Crem bruleler, eklerler, makaronlar, tartlar hepsi insanın başını döndüren lezzette. Paris'e giden hemen herkes'in tattığı makaronların en ünlüleri Laduree ve Pierre Herme'de. Değişik tattaki makaronların birer mücevher gibi vitrinleri süslediği bu şık butiklerde makaronlara ulaşmadan uzunca bir sıra da beklemek gerekli. Lezzetleri ise beklediğiniz sıraya değecek nitelikte.

Bizler makaronları ve Fransız tatlı ve hamur işlerinin bir de yerel bir zincir olan Gerard Mulot'ta tattık. Luxembourg bahçesine oldukça yakın olan bir şubesinden, güzel pastalar, eklerler ve kruvasanlar aldık, güzel ekmeklerini kokusunu içimize çektik... Bir başka sefer bu ekmekler ve Fransız peynirleri ile hoş bir piknik sepeti oluşturup Paris'in güzel parklarında bir piknik yapmalı diye düşündük...
Rokfor, camembert, brie, Fransız peynirleri şahane, Paris Lezzetleri, Mutfağın Şefi dergisi

Fransız Peynirleri

Bizim gibi peynir severler için Fransa tam bir cennet. Camemberti, rokforu, emmentali, briesi... Yanında dışı çıtır çıtır içi yumuşacık francala ekmekleri, bir de güzel bir Fransız şarabı açtınız mı başka bir şeye gerek kalmaz... Bu şahane lezzetlerin Fransa'da bizdekinden çok çok uygun fiyatta olması ise inanılır gibi değil... Kahvaltıda, arada, yemek sonrası tatlı olarak her fırsatta güzel Fransız peynirlerinden bol bol yedik. İlk başta çok ağır kokusu olduğu için yadırgadığımız camembertin bile zamanla tadına alışıp güzelliğinin tadına vardık. Mavi yeşil küflü rokfor peyniri, bir çeşit beyaz küflü krem peynir olan brie peyniri, bol delikli sert yapılı emmental peyniri hepsine, hepsine bayıldık...

Mutfağın Şefi dergisi kapağı