1994 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası seçilen Safranbolu'nun keyfine vara vara güzel bir gün geçirdik. Tarih sayfalarında dolaşırcasına asırlık konakların yanında gezindik, güzel çarşısında bakındık, közde kahvemizi içtik. Acele acele değil, sindire sindire vakit geçirdik.



Safranbolu hakkında okuduğum bir yazıda kanyonların arasında kurulu olduğu yazıyordu. Tarım arazilerini evlerle kaplamak istemeyen halk, kanyon yamacına yapmış evlerini. Kanyonun dibine de çarşısını yerleştirmiş. Doğa ile bu kadar iç içe bir yer yani Safranbolu. Ben daha önce Safranbolu'ya gitmiştim, mimarisine, konaklarına, müzelerine odaklanmış ancak büyük resmi atlayıp kanyonları fark etmemiştim. Bu sefer şehri tepeden gördüğümüz Hıdırlık Tepesi'ne çıktığımızda güzel mimarili şehre bir de bu gözle baktım.


17. ve 18. yüzyılda en parlak dönemini yaşamış olan şehir o günleri yansıtan Osmanlı mimarisini halen korumakta. Camiler, hanlar, konaklar ile donatılmış olan şehrin birçok gezilecek noktası mevcut. Kaymakamlar evi, Cinci Hanı ve Hamamı, Kazdağlıolğlu Cami, Köprülü Mehmet Paşa Cami, Ulu Cami, İzzet Mehmet Paşa Cami, eski Hükümet Konağı derken dar zamanda gidildiğinde daha önce bizim de yapmış olduğumuz gibi ayrıntıları keşfetmeye çalışırken asıl önemlisi şehrin ruhunu yakalama, eski Osmanlı'daymışız gibi hissetme eksik kalabiliyor. Bu sebeple biz bu sefer müze, konak gezmeyi daha geniş zamanlı bir tatile bıraktık ve doğrudan şehri en iyi hissedebileceğimiz Safranbolu çarşısına yöneldik.



Köprülü Mehmet Paşa Cami avlusundaki güneş saatinin yanından geçip Yemeniciler Arastası'na gittik.



Boncuk Cafe'de oturup közde Türk kahvemizi karadut böğürtlen şerbeti eşliğinde içtik. Tarihi yemeni dükkanı, turistik eşya dükkanları arasında dolaştık.

Safranbolu, Arasta Boncuk Cafe'deki közde kahve Safranbolu, Arasta meydanındaki Osmanlı Yemenicisi
Safranbolu, Arasta meydanındaki hediyelik eşya dükkanı

Çarşıya yönelip lokumcular, salepçiler, Safranbolu turistik eşyacıların arasından dolaşıp demirciler çarşısına doğru yöneldik. Etrafta yerli, Japon, Alman bir sürü turist.



Demirciler çarşındaki tek demirci dükkanının önünde baltalar, tokmaklar, kılıçlar, tarım aletleri sıralanmıştı.



Hemen karşıdaki bakırcı dükkanlarına yöneldik ve burası da bakırcılar çarşısı mı diye sorduk. Dükkan sahibinden öğrendiğimize göre Safranbolu'da aslında bakırcılar çarşısı diye birşey yokmuş, sadece şu an tek dükkanı olan demirciler çarşısı varmış. Orada satılan bin bir çeşit bakır ise tamamiyle turistik amaçlı büyük şehirlerden geliyormuş. Keşke kolay yol seçilmek yerine, Demirciler Çarşısı yaşatılıp, canlandırılsaydı, daha iyi olmaz mıydı?






Safranbolu'daki son durağımız ünlü lokumcularının en ünlüsü İmren lokumları oldu. Çok sıcak bir güler yüzle karşılaştığımız lokumcuda, safranın astronomik kilo fiyatından, yörede safran yetiştirilen bölgelere kadar bir çok şey öğrendik. Saf şekerden yaptıklarını söyledikleri lokumlarının safranlısı, çifte kavrulmuşu, çikolatalısı bol bol çeşit aldık. Lokum düşkünü oğlumu bir güzel mutlu ettik...



Günübirlik uğradığımız Safranbolu'nun yine tadı damağımızda kaldı. Buraya tekrar gelip daha bir keyfini çıkartsak planlarıyla güzel ve tarihi kasabadan ayrıldık...


İlgili yazılarım:

Gezi Tarihi: Temmuz 2013