Karadeniz boyunca uzanan dağların ardına gizlenmiş şehir. Bu coğrafyalara kadar gelmişken tarihi konakları, çarşısı, camisi, kalesiyle geçmişten izler taşıyan Kastamonu'yu da bir görelim istedik.
Son yıllarda özellikle lezzet düşkünleri arasında popülerleşti Kastamonu. Döneri, tiriti, pastırması derken güzel tatlar peşindeki nice insanda merak uyandırdı. Özellikle Vedat Milor'ün Kastamonu hakkında yapmış olduğu birkaç program namını daha bir artırdı. Hatta valiliğin resmi sayfasında: "Bizim yıllar boyunca yapmak istediğimizi Vedat Milor üç programda yaptı." şeklinde bir yazı gözümüze çarptı.
Karnımızın acıktığı saatlerde ulaştığımız şehirde bizim de ilk durağımız yöresel yemekler yapan, yerliler ve yerli turistler arasında da popüler olan Eflanili Konağı oldu. Bandumadan, pastırmalı etli ekmeğe, tirite ufak bir ziyafet çektik.
Kastamonu'daki Eflanili Konağı'nın içi
Kastamonu'da Eflanili Konağı'ndaki Banduma Kastamonu'da Eflanili Konağı'ndaki Pastırmalı Ekmek
Yemek sonrası merkezdeki Nasrullah Cami'ne doğru gittik. Cami önünde oturduk, güvercinleri kovaladık. Caminin suyundan içince yedi yıl içinde yine şehre gelinirmiş derler, hadi içelim bakalım dedik.
Kastamonu merkezdeki Nasrullah Cami'nin avlusunda kuşları kovalarken
Kastamonu'da merkezdeki Nasrullah Cami Kastamonu'da merkezdeki Nasrullah Cami'nin çeşmesi
Cami arkasındaki Münire Medrese'sindeki el sanatları dükkanları arasında dolaştık. Oğluşumun şunu da alalım, bunu da alalım istekleri arasında ufak tefek şeyler aldık.
Kastamonu'da merkezdeki Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı Kastamonu'da merkezdeki Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı
Yöresel desenli masa örtülerinden çekme helvasına, dibek kahvesinden Kastamonu dönerine, pastırmasına pek çok şeyin bulunabildiği çarşısında dolaştık.
Taş köprüden geçip karşı tepedeki saat kulesine doğru yürüdük.
Yol üzerindeki Cumhuriyet Meydanı'ndan geçtik. Meydan çevresindeki çok güzel restore edilmiş valilik ve diğer resmi binalar bize Avrupa'daki güzel şehirleri hatırlattı. Mimaride gösterilen özen, yapılan bir renovasyon, burada olduğu gibi şehirin çehresini tamamen değiştirmekte ve güzelleştirmekte...
Ancak bu özen saat kulesine doğru ilerlerken önünden geçtiğimiz ve karşıdaki şehre baktığımızda gördüğümüz pek çok tarihi binada gösterilmemişti. Restorasyon ve düzenleme ile bambaşka turistik bir çehreye bürünecek şehir merkezindeki tarihi konaklardan tek tük bazıları elden geçirilmiş ve restoran veya otel olarak kullanılmakta. Ancak daha onlarcası yılların yorgunluğu ve eskimişliği ile karşımızda durmaktaydı.
Biraz yokuş bir yoldan saat kulesine çıktık. Önündeki çay bahçesinde oturduk, şehre ve kaleye karşıdan baktık. Denizin ılımanlığının aradaki yüksek dağlar sebebiyle pek hissedilmediği şehirde hafif esintili sıcak bir hava hakimdi. Ama yine de sıcak falan demeyip kule yanında yer alan çocuk parkında oynadık.
Kastamonu Saat Kulesi Kastamonu Saat Kulesi'ne çıkarken
Arabaya atlayıp karşı tepede bir taşın üzerine kurulmuş olan tarihi kaleye çıktık. Kale eteklerinde arabamızı park edip yöresel el işleri satan tezgahlar arasında kaleye giden merdivenlerden çıktık.
Kastamonu Kalesi'nin dibinde Kastamonu Kalesi'ne çıkan merdivenler ve satıcılar
Oldukça büyük olan kale, geçirmiş olduğu depremlere rağmen iyi korunmuş haldeydi. Tarihte insanlar buralara kadar bu taşları nasıl getirmişler, dik bir kaya üzerine bu kaleyi nasıl inşa edebilmişler, gerçekten hayret vericiydi. Kale kapısından girdik, kale duvarları yanında dolaştık. En tepeye, dalgalanan bayrağın yanına kadar çıktık.
Kastamonu Kalesi'nin giriş kapısı Kastamonu Kalesi'nin tarihçesi
Kastamonu Kalesi'nin tepesindeki top
Kastamonu'ya bir de bu noktadan baktıktan sonra şehre veda edip İstiklal Savaşı'nın tanığı Küre Dağları'ndaki Ecevit Han'a doğru yöneldik.
Gezi Tarihi: Ekim 2013