Vedat Milor'un Kastamonu hakkında yaptığı programları izlediğimizde Kastamonu ve bozulmamış geleneksel lezzet ikilisi kafamızda yer etti. Yolumuz da Kastamonu'dan geçince gidelim şu lezzetleri tadalım dedik. Gitmeden olabildiğince az yemek yiyip kendimizi lezzet şölenine hazırladık...


İlk durağımız Eflanili Konağı'ydı. Güzel bir konakta hizmet veren restoranda yöresel yemekler yapılıyor. Sıcak bir yaz gününde fıskiyeli bahçesinde oturduk ve Ecevit çorbasından bandumaya, pastırmalı ekmekten tirite birçok yöresel lezzet tattık. Restoran Kastamonu'yu ziyaret eden turlar arasında da popüler olmalı, biz ortadayken kalabalık bir tur da geldi yemeğe...


Ecevit çorbası yöresel baharatların da kullanıldığı yayla çorbası aslında. Nane ile birlikte kekik tatları da hissediliyor.


Hindi etli banduma, kuru yufkanın et suyu ile ıslatılması ile yapılıyor. Hindi göğüsü ve cevizle süslenen yemek gayet lezzetliydi.


Tiritin aslı ekmeklerin gerdan eti suyuyla ıslatılmasıyla üzerine yoğurt ve kavrulmuş kıyma konulup, kızgın tereyağ gezdirilmesiyle yapılıyormuş. Vedat Milor ve Mehmet Yaşin'in Kastamonu gezilerinde hep isimsiz tirit ustalarından bahsedilmişti ancak daha sonra oralara gidenler bu ustaları bulamamıştı. Biz de tiriti Eflanili Konağı'nda bir tadalım dedik. Çok basit bir yemek olduğundan olması gerektiği gibi yapıldığında ya çok güzel olacaktı, ya da geçiştirilerek yapılırsa pek bir şeye benzemeyecekti. Maalesef buradaki ikincisindendi.


Kastamonu'nun ünlü etli ekmeği çiböreğin sacta yapılmış hâli gibiydi. Gözleme hamurundan biraz daha kalıncana olan hamurun içine çeşidine göre çiğ kıyma, peynir veya pastırma konuluyor. Eflanili Konağı'nda yediğimiz pastırmalı ekmek, pastırmasının lezzetinden olsa gerek, gerçekten lezizdi.


Pastırmalı ekmekteki güzel pastırmayı da tattıktan sonra Vedat Milor'un bayıldığı Kastamonu pastırmasının peşine düştük. Arka sokaklarda Tabakoğlu Pastırma'yı bulduk. Müthiş bir el maharetiyle çok iyi kurutulmuş pastırmayı hızlı hızlı incecik doğrayan ustası bize önce pastırmayı tattırdı. Tadı, tuzu, baharatı, kuruluğu tam yerindeydi. Bize tattırdığı et parçasının nuar olduğunu görünce antrikot çalışmıyor musunuz diye sordum. Biz hayvanın tüm etlerinden pastırma yaparız deyip güzel bir iki antrikot pastırması getirdiler. İstediğim parçadan pastırmamı hazırladılar. Nuara göre çok daha lezzetli antrikot pastırması bize Avrupa'daki kurutulmuş dana etlerini anımsattı. Gerçekten çok güzel tattaydı...


Vedat Milor'un programında övdüğü bir başka Kastamonu lezzeti Nail Usta'nın Kastamonu Döneri'ydi. Biz, büyükşehirlerde her an her lezzeti bulabilme alışkanlığı ile, döneri akşam yeriz dedik. Ancak Münire Medresesi'nin alt sokağından öğle saatlerinde geçerken bulduğumuz Nail Usta'da daha o saatte döner bitmişti ve yenisi takılmayacaktı. Kastamonu'ya gidip has Kastamonu döneri yiyemedik maalesef. Restoranın Milor'un kendilerini beğenmesinin reklamını yapma şekli, pazarlamanın Anadolu insanı versiyonu çok ilginçti. Camını tamamen kaplayan kocaman Vedat Milor resmi, kaldırım üstünde ise ünlü gurmenin tam boyutlu fotoğraf maketi :).


Bir başka Kastamonu lezzeti ise ünlü çekme helvadır. Çekme helvacıların en hası Bülbüloğlu çekme helvacısının dükkanını da çarşı girişinde bulduk. Minik dükkanın duvarlarında önce kalite, GDO'suz ürünler gibi yazılar yazılmıştı. Fruktoz şurubu katılmadan da kar edilebilen kaliteli ürünler yapılabildiğinin ispatları gibiydiler...



Vedat Milor'un izinden gittiğimiz Kastamonu'daki son mekan şehir merkezinin 55km dışındaki Ecevit Hanı'ydı. Milor programında hana ve yaptıkları bir sürü yemeğe bayılmıştı. Ancak bir başka süpriz de burada bizi bekliyordu. Güneyde tüm otellerin müşteriler tarafından hınca hınç doldurulduğu bir dönemde yem yeşil ormanların ortasındaki Ecevit Han'ında hiç müşteri yoktu. Dolayısıyla programda izlediğimiz bin bir çeşit lezzet de yoktu.


Hanın bulunduğu Ecevit yöresinden ismini almış olan orijinal Ecevit çorbası ve yağlı su ile ıslatılan, yoğurtsuz sunulan yöresel mantıdan yedik. En azından Ecevit çorbasını evinde tattık ve şu cennet doğa parçasını gördük diye biz yine de gayet mutlu ayrıldık.



Şurası bir gerçek ki turizmde yol gösterici bir otoritenin varlığı çok önemli. Milor gibi otoritelerin önemi Kastamonu Valiliği'nin resmi web sayfasındaki bir yazıda "bizim yıllar boyunca yapmak istediğimizi Vedat Milor üç programda yaptı" şeklinde özetleniyor. Vedat Milor, Mehmet Yaşin gibi damak zevkine güvendiğimiz gurmeler sayesinde gittiğimiz yerlerdeki özel tatları bulabiliyoruz. Çünkü bize göre bir yeri tam olarak anlayabilmek için yemek kültürlerini de öğrenmek gerek. Bizim seyahatlerimizde gezdiğimiz yerler kadar tattığımız güzel tatlar da gezilerimizi güzelleştiriyor ve hafızamızda yer ve lezzetler birlikte yer ediyor...


İlgili yazılarım:

Gezi Tarihi: Temmuz 2013