Özellikle etnoğrafya müzelerini dolaşırken, her şey iyi güzel ama eski zamanları daha iyi anlayabilmek için cansız duran eserlerden daha fazlası, kanlı canlı bir şeyler gerekli diye düşündüm hep. Hadi bizler ucundan kıyısından eski gelenekleri gördük, eski evlerin atmosferinde bulunduk ama gelecek nesillere bunun anlatılabilmesi için kuru müze ortamının ötesinde bir şeyler daha yapılmalı dedim hep. Beypazarı'ndaki Yaşayan Müze fikrini duyduğumda bu sebeple çok heyecanlandım. Tez zamanda bir organizasyonla Beypazarı'na gidip eski geleneklerin yaşatıldığı bu müzeyi keşfetmeye koyuldum...
Beypazarı'na ulaştığımızda okları takip edip arka sokakların birinde Yaşayan Müze'yi bulduk. Restore edilmiş bir Osmanlı evinde bulunan müzenin daha girişinde çocuklar için eğlence başlıyor. Hepimizin çocukluğunda doyasıya oynadığı ama maalesef bizim çocuklarımızın pek oynamadığı seksek giriş kapısının önüne çizilmiş. Oğluşum da renkli sekseği görünce hemen oynamaya, hoplamaya, zıplamaya koyuldu.
Yaşayan Müze özel bir müze olmasına rağmen giriş ücretleri pek çok devlet müzesinden uygun. Bu sayede olabildiğince çok insan bu güzel müzeyi ziyaret edebiliyor. Giriş ücretinin yüksek tutulması yerine içeride var olan ebru, kurşun döktürme, baskı gibi pek çok aktivite ücretli yapılmış.
Müzenin dik merdiveninden çıktık, tam müzeye doğru yöneliyorduk ki "siz de gelin lütfen" diyerek geleneksel kıyafetler içindeki müze görevlisi çağırdı bizi. Hemen oracıkta ayak üstü, eski gelenekleri, dolap çevirme gibi deyimlerin nereden geldiğini anlatıverdi.
Bizi müze içine, daha doğrusu eski konağa buyur etti ve göreceğimiz ilk geleneksel sanat olan ebru yapımına yönlendirdi. Ebru yapımında kullanılan boyaları gördük. Boyalarda sığır ödü kullanıldığı için biraz kokabilir diye uyarıldık. İsteyenler ücret karşılığında kendi ebrularını yaptılar ve bir sonraki odaya doğru yöneldik.
Bir sonraki odada ıhlamur ağacından nasıl baskı yapıldığını dinledik. Kullanılan bir sürü ağaç kalıbı gördük.
Diğer odaya geçtik. O da ne, bir çift oturmuş kurşun döktürüyor. Kurşun döken kadın esneye esneye dualarını okuyor, çiftin üstüne bir çarşaf serip ocaktaki sıcak kurşunu su dolu tencerenin içine çiftin kafaları üstünde döküyor. Geleneklerimizde var olan kurşun döktürmeyi çok duymuştum ama canlı olarak görmek Yaşayan Müze'ye kısmetmiş.
Mutfak kısmına geçip kullanılan eski kazanları, kap kaçağı da gördükten sonra galoşlarımızı giyip üst kata geçtik.
Üst kat özellikle çocuklar için müthiş. Önce bir odaya girdik sergilenen gölge oyununu izledik. Oğlum Karagöz'ü ilgi ile izlerken oyunu oynatan "hayali" abisi demesin mi istersen sen de oynatabilirsin diye! Oğlum perdenin arkasına geçti bir tane tasvir (karakter) aldı oynamaya başladı. Biraz oğluş, biraz babası Karagözle oynadı ve mini bir gölge oyunu sergiledi... Oğlum Karagöz'e bayıldı...
Diğer odaya geçtik. Odanın bir köşesinde masalcı nine oturmuş etrafındakilere geleneksel Türk masallarından anlatıyor. Tıpkı benim dedeciğimin bizi odun sobasının yanına çağırıp bize Ferhat ile Şirin'i anlatması gibi bu nine de bastonunu yere vura vura etrafına toplanmış olan kalabalığa masalını anlatıyordu...
Yan odaya geçtik Beypazarı geleneklerine göre süslenmiş olan yeni gelin odasını gördük.
Çatı katına geçtik, bir zamanlar benim ninemin oturup basma dokuduğu dokuma tezgahının benzerini gördük.
Müzenin güzel bahçesine çıktık kahvesinde soluklandık.
El yapımı tahta oyuncaklar satılan dükkanına gittik, ilginç oyuncaklarla bir güzel oynadık.
Geleneklerimizin geçmişten günümüze bir güzel canlandırılarak yansıtıldığı Yaşayan Müze'de çok güzel vakit geçirdik, bu güzel müze sayesinde oğlumun hafızasında Beypazarı: Hacivat ve Karagöz'ü izlediğimiz yer olarak yer etti...
Yaşayan Müze giriş bileti alınırken istenirse biraz aşağıdaki Türk Hamam Müzesi'nin de ziyaret edilebileceği kombine bilet de alınabiliyordu. Biz öyle yaptık ve Yaşayan Müze sonrası Hamam Müzesi'ni de ziyaret ettik.
Müzede hamam anası tarafından karşılandık ve Türkiye'de tek olan Türk Hamam Müzesi ve hamam kültürü hakkında bilgiler edindik.
Hamam analarının hamamı kullananlar tarafından fark edilmelerine, üstünlük kurmalarına yarayan ve üstlerine su sıçratmadan hamam içinde dolaşmalarına yarayan ilginç yüksek terliklerini (nalınlarını) gördük.
Hamamın odalarında dolaştık, eskiden hamamda kullanılan ilginç objelere göz attık.
Tabii hamamda kuru kuru dolaşma oğlumun hiç hoşuna gitmedi. Nerede yıkanacağız diye diye yanımızda dolaştı.
Dışarıya çıktık hamamın ısıtıldığı "külhan" bölümüne geçtik. Ateşin yakıldığı ocağa külhan, külhanı yakana külhancı, külhancıya yardım eden öksüz, evsiz barksız çocuklara da külhanbeyi denirmiş. Günümüzde "var mı bana yan bakan" naraları ile hatırlanan külhanbeyleri işte bu külhanlarda küllerin üzerinde uyuyan kimsesiz çocuklardanmış.
Müze'nin külhan bölümünde var olan Müze Kahve'de oturduk. Beypazarı maden suyumuzu, Osmanlı şerbetimizi geleneksel kıyafetleri içindeki garsonumuz servis etti. Biz de bu güzel ortamda, Beypazarı'nda geleneklerimizle harmanlanmış güzel bir gün sonrası bir güzel dinlendik, iyi ki buralara geldik dedik...

Gezi Tarihi: Ekim 2013